Ne Okuyorum?- PART 5

14 Mar 2013



Bir "Ne Okuyo'm?" partisiyle daha karşınızdayım. Bu aralar elim kitap dolu ama pek vakita ayıramadığım için , tane tane devame diyoruz. Biraz ondan biraz bundan derken oldukça eğlenceli vakit geçirdiğimi belirtmem gerekir..

Elimdeki kitaplara gelirsek;

Martı Yayınları'ndan çıkmış olan Kırık Kalpler Tamircisi!nden başlayalım. Kitabımız ailevi bir yaşam öyküsünü anlatmaktadır. Rebecca adındaki esas kızımızın babası ölürken kendisine Joy adından bir üvey kardeşi olduğunu söyler ve Rebecca'nın küçük macerası bu şekilde başlar... Kitabın gidişatı çok güzel. Özellikle de isminin cuk oturduğu kanısındayım. Detay yorumu kitap bitince paylaşacağım. :D






Daha sonra; 

Rohan'ın Evi Serisinin 3. kitabı olan  Breathless'e başladım. Ülkemizde serinin ilk kitabı Kalpsiz  Epsilon Yayınları adı altında biz okurlarla geçen sene buluştu. Serinin her kitabı daha sert oluyor. Özellikle de erkekler çok "umarsız" karakterler.. Breathless'de ikinci olan Reckless'deki ana karakterlerimiz Adrian ve Charlotte'un kızları Miranda Rohan ele alınmış.

Serinin daha önceki iki kitabı erkek karakterleri işlerken yazar bu kitabında bayan karaktere yer vermiş. Ama tabiki kendisine eşlik eden erkek karakterimiz Rohan soyundan gelmesede en az onlar kadar "kalpsiz" . Lucien ve Miranda'nın hikâyesi için yorumum en kısa zamanda gelecek..


Ve son olarak;

Dün gece uykum kaçınca gecenin bir yarısı elime aldığım ve bir anda kendimi 200'lerde bulduğum bir kitap.Annemin uyanıp da zorlaması olmasaydı kesin biterdi. :D
Konusu bakımından Ütopya tarzı olan bu kitap , uzun zamandır okuduğum en değişik kurguya sahip. Sonunu gerçekten merak ediyorum. Öncelikli olarak bunun bitieceğini söyleyebilrim. :D
















2013 Bahar Sezonu Animeleri

13 Mar 2013



Evet, 2013 yılının kış sezon animeleri yavaş yavaş sonlarına geldi. Sırada Bahar Animeleri var. İşte animeler ve işte trailer'ları yayımlananlar.

Gerçekten bazıları çok ilgimi çekti. Kış sezonu animelerinden Amnesia'ya büyük umutlarla başladım ama hâlâ bir anlam veremeden izlemeye devam ediyorum. Bu gelecek animelerde daha umutluyum. :D

İlgimi çekenlerse ;

Hataraku Mahou-sama!
Türü: TV Serisi
Bölüm Sayısı: Bilinmiyor
Durum: Henüz yayımlanmadı.
Yayın tarihi: 4 Nisan 2013 
Yapımcı: Lantis , Pony Canyon , White Fox
Türler: Komedi , Şeytanlar , RomantikShounen

Konusu: Günümüz Tokyosu'nda; İblis Kral Sadou, Kahraman Emilia tarafından dövülerek uzaklaştırılmadan önce dünyayı ele geçirmekten bir adım uzaktadır. İblis Kral sadece dünyayı ele geçirme yeteneğine sahiptir ve şimdi yaşamak için bir Freeter olarak çalışmak zorundadır.






Karneval - Spring 2013 Anime PV 1



Türü: TV Serisi
Bölüm Sayısı: Bilinmiyor
Durum: Henüz yayımlanmadı.
Yayın tarihi: 4 Nisan 2013 
Yapımcı:  Bandai Visual , Manglobe
Türler: Aksiyon , Gizem , Fantastik ,Bilim-Kurgu , Shoujo
Konusu: Nai, elinde terk edilmiş bir bilezikle, kendisi için önemli birisini aramaktadır. Gareki , günden güne hırsızlık ve yan kesicilik yapmaya devam eder. İkisi garip konakta karşılaştıklarında, kısa zamanda askeri güvenlik ajanları tarafından aranan suçlular haline gelirler.








Arata Kangatari - Bahar 2013 Anime PV 2




Türü: TV Serisi
Bölüm Sayısı: Bilinmiyor
Durum: Henüz yayımlanmadı.
Yayın tarihi: 23 Mart 2013
Yapımcı:  Satelight , Lantis , JM animasyon
Türler:  Macera , Fantastik , Shounen
Konusu: Her 30 yıl da, Hime ailesinden bir prenses Hayagami'ye hizmet etmek için seçilir. Zaman yeniden geldi. Bu geçmiş yılların kayıtlarında bir tek doğmuş kadın var. 15 yaşındaki Arata ! Tek sorun, Arata aslında bir erkek! 






Çekilişe gel :)))

12 Mar 2013



Bu sepet çok iligimi çekti. Ben de deniyorum şansımı. Kısmet belki çıkar.Sizde bir göz atın. : D

ÇEKİLİŞE ULAŞMAK İÇİN TIKLA!

Reckless ~ Anne Stuart || Kitap Tanıtımı

Reckless ~Anne Stuart || Yorum



Reckless || Anne Stuart

Bu kitabı geçen sene okumuştum ama bi' arkadaşım nasıl bir konusu olduğunu sorunca yorum yapmaya karar verdim.Aslında ilk kitabını düşünürsek bu kitap beni pek etkilemedi. En azından sonlarına kadar.. İlk kitabı için yorumuma ; KALPSİZ 'den ulaşabilirsiniz.

Bu yazarın kitaplarda çift karakter uygulamak gibi bir tarzı var. Ana çiftimizin yanında birde onlara destek veren bir çift oluyor. Ve bu kitapta özellikle ben yan karakterler olan Lina ve Simon'a hayran kaldım. Onlar için kitabın gözümdeki değer çok yüksek. Keşke yazar sırf onlara indekslenseymiş dediğim bir çok nokta var..Neyse.


Gelelim konumuza ; 
Charlotte ailesini kaybedince dul kalmış kuzeni (Evag)Lina’nın yanına taşınmış ve beraber yaşıyorlardır.Lina uçarı , Charlotte ise sessiz bir kızdır.Lina’ya oranla içine kapanık , dahası erkeklerden uzak duran 30'larına merdiven dayamış bir bâkiredir.Lina kuzenine yardım etmek için evinde bir parti verir ve başta uslanmaz çapkın Lord Adrian Alistair Rohan olmak üzere birçok erkeği bu partiye davet eder.


Charlotte Adrian’ı ilk sezonundan tanımakta ve hafiften aşıktır.Ama onu ve uslanmaz yaşam tarzını hiç beğenmez.Ondan uzak durmanın en iyisi olduğuna karar verir. Amma velakin, Lina kuzeninin biraz toplum görmesi ve bilimsel bilgisi kadar sosyal bilgisinin de yetişmesini ister.O yüzden evindeki partiden sonra Londra’ya Cennet Konağı’na giderken kuzenini de götürmek ister.Charlotte başta bu işe karşı çıksa da sonunda kendisini bu pis konakta ‘’Ne istersen yap!’’ sloganını tehlikesinden –erkek erkeğe ,kadın kadına her türlü ilişki- korumak adına Lina’nın aklına uyup Rahip kılığına girerek kendisini konakta bulur. Garip kılığı derken çok ciddiyim (!) Lina'nın düşüncesine göre serbestçe konakta gezip kendisini koruma altında tutmanın en iyi yolu bir çizvit kılığında konakta dolanmak. Fakat işler umdukları gibi gitmiyor kiiiii :p
Adrian , Charlotte'i her zaman fark etmiştir ama kızımız bâkire olduğundan onun için yasak elmadır. İşte bu yasak elmayı bir anda kendi konağında görünce ve dahası rahip kılığında görünce çok şaşırır. En çok güldüğüm yerse Adrian'ın kuzeni-daha doğrusu babasının kuzeni Etieene- onu bu rahibe bakarken yakalayınca ; " Ne o kuzen tercihlerin mi değişti?" diyor ve beni kahkahalara boğuyor.Neyse…
Diğer yandan kitabımızın yan karakterleri Lina ve Simon'a değinelim..

Lina’nın hayatı da pek parlak geçmemiş.Evlendiği kont Lina’yı iğrenç fantezilerini uygulayıp , zorla sahip olabileceği , kimsenin bilmediği bir yere götürüp Lina’ya sürekli işkence etmiştir.Lina başlarda karşı koydukça işler uzuyor diye , karar değiştirmiş ve bu pislik bir varis edinirse kendisini rahat bırakır umuduyla, eşinin kendisini hamile bırakmasına razı gelmiştir...
Ama hamileliği biraz ilerlemeden kocasına bir şey söylemek istemez. Ve lanet olası hayvan Lina’nın onu oyalayıp kandırdığını düşünerek kızı ölesiye döverken kızcağız bebeğini düşürür.Eh, takdiri ilahi işte o sırada hayvan herif fenalaşır Lina’dan yardım ister , ve kaderin oyunuyla geberip gider…

Gelelim günümüzdeki Lina’ya , kuzeniyle Cennet Konağı’na gelince Adrian’ın arkadaşı Lord Monty’le takılmayı planlarken işler karışır ve yolu bir rahip ile kesişir. Rahip Simon –henüz yemin etmemiş-  bir erkek olmayı ve doğasının getirdiği arzularını, Lina’yı görünce daha çok fark eder , çünkü bizim uçarı kızımız Simon’u kızdırmaya bayılır.Kızdırmak derken, gerçekten çileden çıkarmaktan söz ediyorum. Adam rahip yâhu. Buna rağmen, Lina'nın inadına Simon'u kışkırtıp sınırlarını zorlamaktan acayip bir tatmin duyduğunu söylmem gerek.Adamı nerede görse resmen ayartıyor. Hoş kitaptaki Simon tasvirini Lina'nın ağzından dinlerseniz adam çizvit değil de, rüyalarınızın şekil bulmuş hali falan olur...
Ama Simon’da bazen dengesizliğin sınırı zorluyor.Bir yerde Lina’ya ’Tanıdığınız her erkek aşağılık mı , Bayan Whitmore ? O halde neden hepsine bacaklarınızı açıyorsunuz ?’’ diyor ki dediği anda yediği tokatın acısından çok Lina’yı kırmanın acısını çekiyor. 

Ve çiftimizin arasında geçen küçük bir diyalog; 
'Sen arzuyu hissetmiyor , hatırlamıyorsun. Peder?''
 ''Ben arzuya teslim olmam. Bu onu tamamen hissetmediğim anlamına gelmez. Senin aksine.''
 Lina dondu. ''Komik olma. Senin kibarca öne sürdüğün gibi , bacaklarımı kimse için açmıyorum. Erkeklerle uyumayı seviyorum. Buna inanmak bu kadar zor mu ? Sence sadece erkekler mi arzu hisseder ? ''
 ''Bence kadınlar da arzu hisseder. Sadece senin hissetmediğini düşünüyorum. Sen bir sahtekarsın , dolandırıcı. Leydi Whitmore.... ''
 ''Vaazlerini bana harcama. Peder , onlar beni hasta ediyor. ''


Ben bu ikiliyi Charlotte ve Adrian’dan daha çok sevdim. Zira Adrian hiç beklediğim gibi biri değil , daha ilk rastladığı yerde Charlotte’i baştan çıkardı. Hoş kızımızda dünden razı ama pek bir yadırgadım. Babası Franchis Rohan’ın Elinor’a kızın bâkire olmadığını bildiği halde el sürememesi daha çok gözüme girdi. Bu biraz kaypak biri..

 Gerçi Adrian’da kendince acılar çekmiş. Abisi attan düşüp ölünce babasını varisi olmuş ama her zaman ikinci planda kalmıştır.

Kitap çıkarsa sırf Simon ve Lina için tekrar okurum. Gerçekten bu çifte değer.. :))

MY RATING:



.


The Italian's Token Wife (Harlequin Manga)

10 Mar 2013



Orjinal Adı: The Italian's Token Wife
 İngilizce Adı: The Italian's Token Wife
 Türkçe Adı:İtaalya'nın Eşi
 Cilt Sayısı: 1Cilt
 Yazar: Julia James
Manga-ka : Fujita Kazuko
 Türü:Romance, Drama, Love
 Çeviri Durumu: Bilinmiyor.
Statüsü: Tamamlanmış.




Harlequin hikâyesini -yani konuyu - üstlenen Julia James'in bu kısa ama bir o kadar da güzel aşk romanını Japon Manga Editörü Fujita Kazuko'nun mangalandırmasıyla hikâyemiz iki türlü açıdan okunabilir ve güzel bir şekilde karşımıza  çıkıyor.

Julia James bu şekilde birkaç manga-ka ile daha altına imza attıkları projeleri var ve ben en kısa zamanda onlarıda okumak istiyorum.

Neyse Gelelim Italian's Token Wife hikâyemize ;




Konumuz bir İtalyan CEO'sunun tek varisi olan Rafaello di Viscenti  ve yetim bir kız olan Magda Jones'un etrafında geçiyor.
Rafeallo'nun babası ile arası kötüdür ve babası kendisine 30 yaşına basmadan evlenmesini aksi halde aile şirketlerinden kendi payını satacağını söyler. Rafeallo ise hız tutkunu ve kadınlarla gönül eylendirmekten hoşlanan bir bekârdır.Evlenmeyi de düşünmez. Amma velakin 30. yaş gününe bir hafta kala da bizim çapkının etekleri tutuşur ve kendisine bir eş aramaya başlar. Daha ilk sahnede yatağını şenlendiren metresine bunu söyler ama kadın reddeder. Rafeallo'da ne yapacağını düşündüğü sırada evine gelen temizlikçi kızı görür. Ve olanlar olur. Magda birkaç gün içinde kendisini Sinyora di Viscenti olarak Roma'da bulur ve Rafeallo babasına kızımzı takdim eder...

Fakat babası Magda'yı hor görür ve onu gelini olarak kabul etmez. Aslında Rafeallo'nun da Magda'ya karşı herhangi bir duygusu yoktur. Sırf babasından intikam almak ve onun şirketi bölmesine izin vermemek adına evlenir. Fakat bu kısımlarda da kızımız çok hor görülür. Neden derseniz ? Magda hem bir yetimdir hem de anne Benji adında bir oğlu vardır ve Magda'nın aslında bu evliliği kabul etmesinin tek sebebi de oğluna iyi bir hayat sağlamaktır. Rafeallo Magda'ya kendisiyle evlenmesi ve 6 ay sonra boşanması karşısında 10.000€ teklif eder. Magda önce kabul etmez ama Rafeallo onu vuracak noktayı anlar ve kızımıza ; "Oğlunun güvende olmasını istemez misin?" der. İşte bu da Magda için yeterli olur.. Zira adamın ağzı öyle bir laf yapıyor ki, "Bu parayla Londra'da yeni bir ev alabilirsin. Yeni bir işin olur. Hizmetçilik yapman gerekmez.." dedikçe Magda'nın kafasında bu fikir mantıklı hale gelmeye başlar..

Ama günler geçtikçe Rafaello'nun Magda'ya karşı bir sempatisi oluşur. Önce onun eğitimli olduğunu keşfeder sonra çekiciliğini fark etmeye başlar. Ama aklında sürekli "Benji olmasaydı benim teklifimi kabul eder miydi?" sorusu da yer yer dolanır. Zira babasının kızımızı hakir görmesi yetmez birde sevgili babacığının Rafeallo'ya layık gördüğü Lucia adındaki cadının Magda'ya "fahişe" demesi işleri çığrından çıkarır.Çünkü Rafeallo'da sözde özür dileyecek ama ağzından çıkanı ne kulağı ne kendi duyar. Gider kızımıza ; " Zaten bir hata yapmışsın ve bundan bir oğlun olmuş." der...
Bu kısımda çok sinirlendim. Geri zekalı herif görünenin ötesini göremediği gibi birde kızı kırıyor. Gerçi ondan sonra Magda'nın buna lafı koyduğu bir bölüm var. Bayıldım!!

İşte o sahne! Bu laf Rafeallo'ya iyi oturur tabi. :)))
Sonrası ise hem Magda'yı tanıması hem de Benji'yi oğlu gibi benimsemesi ile geçer. Ama ne babası ne de Lucia'nın henüz pes etmediğini ve yapacakları son bir oyun daha olduğunu söylemem gerek...




Julia James Harlequin Manga'lar;




Princess no Kakurega  = Royally Bedded, Regally Wedded



  Mahou ga Toketa Asa ni  =  Greek Tycoon, Waitress Wife




MY RATING:


Yayıncılardan Kitap Akımı (Mart Ayı)

9 Mar 2013


Evet, Mart Ayı'nda yayımcılar yavaş yavaş gözdelerini sunmaya başladı. Özellikle birkaç tanesi var ki, çıktığına inanmakta zorlandığım kitaplar. Bunca zaman bekledikten sonra bu bir nevi nimet gibi geldi. :))
Bunlardan en başta Pegasus Yayınları'ndan senelerdir beklenen- senelerdir diyorum çünkü 2 seneyi aştık- yazar Samantha James'in yepyeni bir kitabı olan Gönül Avcısı benim için hem inanılmaz bir süpriz hem de Mart Ayı gözdem oldu..
Çıkar çıkmaz ellerimde olmasını planladığım bu kitap için daha şimdiden paramı bir köşeye ayırdım. Sonra Tudem Yayınları'ndan çıkmasını beklediğimiz Matched Series'in ilk kitabı olan Matched , Eşleşme adı altında Tudem yayınlarını yeni kolu DELİDOLU yayıncılıkla bizimle buluşacak. Delidolu'nun bunu yanında daha birçok ilginç kitaba imza atmaya hazırlandığını ve CONDOR adında bir distopya'nında bunalrdan birisi olduğunu da söylemekten gurur duyuyorum..
Ama yine de asıl bombalar Pegasus Yayınları'nda bu ay !
Bunlardan bir diğeri uzun zamandır ellerinde olan ve tüm YA severlerin sabırsızlıkla çevrilmesini beklediği Andrea Cremer'ın Nightshade serisi ilk kitabı SİLÜET! :))
Evet, kitap hem ismi hem de kapağı olarak çok ilgi çekecektir..
Bir diğeri ise bu zamana kadar Historical Romance'ları yayımlanan yazar Sophie Jordan'ın yurt dışında ses getiren fantastik serisi Firelight yani bizdeki ismiyle Ejder Ateşi !
Bu ayın kitapları bomba bomba.. Elimizdekiler bitmeden yeni incileri gördükçe içim gidiyor ya...

İşteeeee ! Konusuna dair henüz bir bilgi yok ama asıl beklediğim kitap bu :))




TANTIMLAR !

EŞLEŞME

Orjinal Adı: Matched
Edisyonu: Eşleşme
Bağlı Olduğu Seri : Matched #1
Yayımcı: Delidolu Kitaplar

                                                         

                   YILDIRIM NİKÂHI
                                                                              Orijinal Adı: Married in Haste
                                                                               Edisyonu: Yıldırım Nikâhı
                                                                               Yazar: Cathy Maxwell
                                                                               Yayımcı: Pegasus Yayınları
                                                                                Bağlı Olduğu Seri: Marriage #1





 Melez Sözleşmeleri 3 Tanrı

 Orijinal Adı: Deity
  Edisyonu: Tanrı
  Yazar: Jeniffer L. Armentrout
  Yayımcı: DEX Yayınları
 Bağlı Olduğu Seri: Covenant #3


EJDER ATEŞİ
 Orijinal Adı: Ferlight
  Edisyonu: Ejder Ateşi
  Yazar: Sophie Jordan
  Yayımcı: Pegasus Yayınları
 Bağlı Olduğu Seri: Firelight #1 



SİLÜET

 Orijinal Adı: Nightshades
  Edisyonu: Silüet
  Yazar: Andrea Cremer
  Yayımcı: Pegasus Yayınları
 Bağlı Olduğu Seri: Nightshades #1 


SOLDAN İKİNCİ MEZAR

 Orijinal Adı: Second Grave on the Left
  Edisyonu: Soldan İkinci Mezar
  Yazar: Darynda Jones
  Yayımcı: Doğan Kitap
 Bağlı Olduğu Seri: Charley Davidson #2 


AŞKA MERHABA

 Orijinal Adı: Easily Amused
  Edisyonu: Aşka Merhaba
  Yazar:Karen McQuestion
  Yayımcı:Aspendos Yayınları
 Bağlı Olduğu Seri: Bağımsız

NASIL KADIN OLUNUR? 

Yayımcı: Yabancı Yayınları





Beni Seç ~ Kiera CASS || YORUM


ÖN OKUMASI İÇİN: BENİ SEÇ

****

BENİ SEÇ || Kiera CASS

Sonunda The Selection, yani ülkemizde bize kavuşturulan adıyla Beni Seç'i de okudum.Kitap yurt dışında ses getirdiği için ülkemizde birçok okurun - tabii benim de :)- çıkmasını sabırsızlıkla beklediği bir serinin ilk kitabıydı. Dex Yayınları her zamanki gibi yine gerçekten okunası bir kitapla karşımızda..

Öncelikle âşık olunası karakterler haremimin yeni gözdesi olan MAXON için bir ; "HELL YEAHHHH !" demek istiyorum. Adam king be ! Cidden king yani. Ben Aspen'i daha çok seveceğimi sanarken Maxon'ın tavırlarını görünce "Benim adamım bu!" dedim.

Neyse. Gelelim yoruma..
Kitap kurgusu bakımından benim için mükemmeldi ! Gerçekten okurken çok keyif aldım ve su gibi akıp gitti.Ama yazarın neden bu kadar yüzeysel anlattığını da merak ettim.Çünkü bazı kısımlarda "Keşke buraları daha detaya dökseydi." dediğim yerler oldu.
Misal ; kızlar arası bir çekişmeye ve sıkı bir sabotaja hayır demezdim.Aksine daha da meraklanırdım. Zira kitabın içinde böyle ucundan değinilmiş bi' kısım vardı. America'nın rakiplerinde dişli Celeste kızımızın elbisesini yırtarak onu saf dışı etmeye çalıştı. Tabi boşa bir çabaydı o ayrı mesele :D
Yine de o kısımlarda "işte böyle bir iki sahne daha lazım," dedim.
Tabi bunun kitabın daha meraklandıracağı gibi bir düşüncenin de kafamda yer etmesinde kaynaklanmış olması mümkün.Sonra biraz da Açıklık Oyunları vari bir izlenim edindiğim için belki de daha hareketli olmasını istedim.. Neyse.
Başlarda Aspen'le olan kısımlar biraz durgun ama eğlenceli gelmişti fakat ne zaman America saraya yerleşti ve prensimiz Maxon'la karşılaştı işte o zaman gerçekten kitap su gibi akmaya başladı. Çünkü çiftimiz - özellikle de Mer- ne zaman bir araya gelseler küçük bir ağız dalaşına giriyorlar.
Hele bir yer vardı özellikle orayı unutamayacağım. :D Her neyse.

İşte güzel bir diyalog. :))
"Sence," diye sordu Maxon, "Sana hâlâ 'tatlım' diyebilir miyim?"
"Hiç şansın yok," diye fısıldadım.
"Denemeye devam edeceğim. Vazgeçmek doğamda yok."

Konumuza değinirsek;
America'nın amacı hiç katılmak istemediği bu Seçim'e bulaştıktan sonra ailesine gerekli katkıyı sonra da , kendi tabiriyle prensin "kıçına" tekmeyi basmasını sağlamak olacaktı. Ki bu kısmı Maxon'ın suratına söylemesiyle yıktı beni..
Amma velaki işler umduğu gibi gitmez ve kendisini prense arkadaş olarak bulur. Gerçi kızım bu kısımlarda salak olduğunu düşündüğüm yerlerde olmadı desem yalan olur. Çocuğun buna tölerans tanıdığını geri zekalı bile anlar ama bu ya görmemezlikten geliyor ya da Aspen'i  unutamadığı için salağa yatıyor. :D
Aspen demişken ondan da bahsetmemek olmaz. Kendisi kızımızın ilk -ve tek- aşkı ya da  Mer öyle olduğuna inanıyor demek daha doğru olacak.Aspen'in tek sevdiğim tarafı kıza "Mer" diyerek beni büyük bir zahmetten kurtarması.Zira America ismini bir türlü benimseyemedim. Gerçi kitapta ismin nedeni açıklanıyor ama..
Sonra kitabın en beğendiğim kısmı sınıf ayırımları oldu. Ve daha da önemlisi Mer'in bunu Mexon'a anlattığı bi' kısım. Sınıfların bile kendi içinde sınıflara ayrılması insanların Illéa'da -tabiri caizse- adamına göre muamele görmesi çok değişik geldi.
1-2-3-4 sınıflarına mensup biriyseniz gerçekten değer görüyorsunuz ama eğer 5'in altındaysanız vay halinize demek yeridir..Sadece bu da değil. İşçi sınıf olan 6'lar bile kendi içlerinde aldıkları göreve göre sınıflandırılıp saygı görüyorlar.

Kitabı beğendim ama küçük bir eleştirim de yok değil. Dilini çok basit buldum. Anlatımı yüzeysel olduğu için de olabilir. Daha detaylı olsaydı belki bu kısımdaki görüşüm değişebilirdi fakat şu an için yazarın dilinin basit olduğunu söylemek istiyorum. Tabi ilk kitaptan konuya girmek istememiş de olması mümkün..

Konu bakımında güzel kitaptı.Kesinlikle okuyun.Açıkçası dizisini büyük bir merakla bekliyorum. Dizi/Film uyarlamalarında kitaptan kopulmasını sevmesem de bu kitap için ilginç olabilir. :D

MY RATING: 4,5





Amnesia || ANİME TANITIM

8 Mar 2013




Orjinal Adı: Amnesia
İngilizce Adı: -
Türkçe Adı: -
Müzik: Opening Theme: "Zoetrope" by Nagi Yanagi
Ending Theme:  
  
"Recall" by Ray
Kategori: TV Serisi
Tür: 
Büyü, Macera, Shoujo, Sosyal Yaşam
Bölüm Sayısı: 12
Gösterim: 08.01.2013
Durumu: Devam ediyor.
Çeviri Durumu: Mevcut

Orjinal Trailer: 


ANİME TANITIM ve GÖRÜŞ !

Bu anime resmen çorba kazanı  ! Gerçekten! Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim :) Ama izleyen kişilerin benimle hemfikir olduğundan hiç şüphem yok. Aslında çok güzel bir konusu var. Yapımcı bu malzemeden daha iyi bir anime çıkarabilirdi...
 Animeye kötü demiyorum fakat o kadar karışık ki anlamak imkansız bir hal almaya başladı.
Kızımız Heronie 1 Ağustos günü küçük bir baygınlık geçiriyor, kendine geldikten sonra ise tüm anılarının silinmiş olduğunu görüyoruz. Bu da kızımızın hiçbir şey hatırlamadığını gösteriyor. Aslında hiçbir şey hatırlamayan birisine göre o kadar rahat ve sakin olmasa daha eğlenceli olacağı kesin de.. :))

Her neyse. Heronie'nin bedenine Orion adında bir ruh çarpmıştır ve bu etkiyle Heroine tüm anılarını kaybeder. Daha sonra Orion bu durumdan kendisini sorumlu tuttuğu için Heronie ile beraber anılarını yeniden anımsaması için ona yardım etmeye karar verir...
Gel gelelim anime bu kadar basit bu konuya sahip değil. İşte bu yüzden de çorba kazanı misali birbirine girmiş herşey..
Kızımız sürekli zamanda yolculuk ediyor ve hep 1 Ağustos gününe geri dönüyor. Her dönüşünde de kendi çevresindeki arkadaşlarının her biriyle o günü tekrar yaşıyor. Ama zamanın tekrar tekar başa sarması Heronie'yi etkilemiyor. Onun dışındaki herkes sanki o günü ilk kez yaşıyormuşçasına hayatına devam ediyor.Fakat Heronie o günü daha önce bir başka şekilde yaşadığının bilincinde..

İlginç olansa anime ilerledikçe artık çığırından çıkmaya başlıyor. :D


Anime Opening:








Deborah Hale~Koruyucu Meleğim || Yorum (HARLEQUIN)

7 Mar 2013



ÖN OKUMASI İÇİN : Koruyucu Meleğim



Bu yazardan okuduğum ikinci kitap ve ilk kitabından daha güzel olduğunu belirtmeliyim.Aslında ilk kitabı olan Aşkı Sana Sakladım'ın da çok güzel bir konusu vardı ama işleyişte bir ağırlık olduğu için kitabın sonlarına kadar tadına varamamıştım.Fakat bu kitabı gerçekten çok etkileyiciydi. Tek yadırgadığım yeri kitabın edisyonunda çok hata olması.Cümlelerde sürekli eksik ekler , kelimeler mevcuttu. Okurken bazı kısımlarda konudan kopardığı bile oldu.Birde sonu , tamam Harlequinlerde sonlar hızlı oluyor ama bununda çok hızlı oldu ya :D 
Bunlar dışında keyifle okudum.Klasik Harlequin'ler gibi hızlandırılmış bir sonu olmasına rağmen yazar güzel sonlandırmıştı kitabı.Harlequin Historical kitaplarını seviyorum gerçekten çok tatlı çerezlikler oluyorlar. Bunu da çok beğendim. Kesinlikle denenmesini tavsiye ederim.

Konumuza biraz değinirsek; Julianna babası ölünce üvey kardeşinin himayesi altıa  giriyor. O da kızımızı başından def edip onun mirastaki payını almak istiyor. Vee kızımızı mal gibi satışa çıkarıyor desem yeridir. Adam zaten baştan sona kendisini tiksindiriyor okurdan.O kadar bağnaz bir karakter. Neyse. Julianna'nın sevdiği ve evlenmek için sözleştikleri bir sevgilisi var ama kendisi denize açılmış ve dönene kadar kızımızdan onu bekemesini istemiş. Eh, işler ikisininde umduğu gibi gitmeyince durum umduğunu değil bulduğunu gibi bir hal alıyor..
Julianna'nın yeğeni Crispin'le sözlü olduğunu öğrenen Edmund kendisini Julianna'dan sorumlu hisseder ve kızımızı hem abisinden kurtarmak hem de yeğeni gelene kadar göz kulak olmak için onunla kağıt üzerinde evlenir..
Sonrası ise tam bir curcuna. Ev ahalisi lordlarını bir anda kendisinden yaşça küçük bir kızla evlenmesine anlam veremiyorlar ama Julianna'nın temiz yüreği tüm ev ahalisinin kalbini çalıyor. Ve, Edmund'da zamanla Julianna ile vakit geçirmekten o kadar keyif alır bir hale geliyor ki, bir süre sonra ne Crispin ne de dünya onların arasına giremiyor...

Başlarda aralarında gelişen dostluk o kadar güzel işlenmiş ki, sayfalar su misali akıp gidiyor. Ama ne zaman aşık olduklarını fark ediyorlar karakterlerde bir durgunluk oluşuyor. Yine de herşeye rağmen çok güzel bir konusu vardı. 40 yaşında bir adamın 20 yaşında bir kıza hem koca hem de bir aile olduğunu aktarmaya çalışan yazar verdiği ince detaylarla bunu çok güzel hissettiriyor..


MY RATING: 4,5

Mavi Büyü ~ Richelle Mead || Yorum

6 Mar 2013


The Indigo Spell || Richelle Mead

Kitapla ilgili alıntılar için ; The Indigo Spell || Alıntılar'a göz gezdirebilirsiniz.

Okudum! Sonunda okudum yahu. Ahh ahh Adrian için her türlü işkenceye katlanırım.İşyerinde fırsat buldukça okudum. Ve ve şu anda krizlerdeyim.Bu Richelle'ın son anlayışı beni Bİ-Tİ-Rİ-YOR!!!

Kadın öyle bir sonlandırıyor ki kitaplarını, gel de diğer kitabı bekle Allah bekle.Neyse yorumuma geçeyim.Zira bu yakarışlarım bitmeyecek emin olabilirsiniz. :D

DİKKAT SPOILERR!! Söylemedi demeyin :))


Bir önceki kitap olan Altın Zambak'ı okuyanlar bililer.Sevgili Simyacı kızımız Sydney Sage, Adrian kendisine aşkını itiraf edince; bu işin yürümeyeceğini, imkansız olduğunu söyleyerek çeker, gider.
Gel gelelim devam kitabımız The Indigo Spell'de ise bu olaydan sonra Adrian ve Sydney arasında bir nevi söze dökülmemiş bir anlaşma yapılmıştır. İkiside gerekmedikçe görüşmüyor ve bir diyalog içine girmiyorlar. Tabi bu durumdan sadece Adrian ile bağları olduğu için Jil'in haberi vardır ve Adrian'ın üzülmesinden ötürü Sydney'e karşı bir tutum geliştirmiştir.
Jill hanım elinden gelse Sydney'i bir kaşık suda boğacak da , Adrian'a ne hesap veririm derdinde bence. :)) Aslında bence az bile yapıyor.Yani sonuçta sen bu çocukla deli gibi öpüş sonra da geç karşısına bu yanlış, zart zurt diye öt.
Neyse, Sydney beni bu kitapta da çok dellendirdi ama ne yalan söyleyeyim sonunda öyle bir sempatimi kazandı ki, kızın gönlümdeki yeri ayrı oldu.

Konuya geri dönersek, Sydney Adrian ile uzun bir süredir konuşmaz ama önlerinde Sonya'nın düğünü vardır ve mecburen bir araya geleceklerini bilir.Amma velakin Adrian orya kadar bekleyememiştir ve uçakta Sydney'in yanında yolculuk ederek onu bir güzel şaşırtır. Sydney'e beklenmedik bir saldırı gibi düşünmeyin zira asıl beklenmedik saldırısını sona saklar ve aralarında geçen hararetli konuşmanın ardından ona ; "Sen beni sevsen de sevmesen de ben yalnızca seni seveceğim." der...
Şimdi gelinde böyle bir insanı reddedin. Ne mümkün dediğinizi duyar gibiyim. :)))
Her neyse.

Düğünden önce Sydney'in -bence- kaçık tarih öğretmeni , gecenin bir yarısı kızımızı yataktan kaldırdığı gibi bir rutile için kedisiyle gelmeye zorlar. Sonra da Sydney'i kullanarak kayıp kızkardeşi Veronica'yı bulmaya çalışır. Tabi kızımız az da olsa yerini saptar ama sonra öğreneceklerini bilseydi, kesinlikle bu işe kalkışmazdı. Bayan Terwilliger'ın kız kardeşi genç ve hayat dolu kızlardan onlaarın gençliklerini çalıp kendisini genç tutan bir cadıdır. Sydney her öğrendiğiyle şoka girerken içten içe de bu kadını durdurmaya karar verir.

Veeee, tek başına bir halt edemeyeceği için işin ucu yine Adrian'a dayanır.Beni kahraman erkekim de yine aşkı için herşeyi göze alır ve Sydney'le beraber hem Veronica'yı ararlar hem de onun sadırabileceği kızları tek tek uyarmaya başlarlar.

Sonuç itibari ile Sydney ve Adrian arasındaki çekim her geçen gün daha da bir artar ama Sydney yine inatla körü oynamaya kararlıdır. Hem çocukla deli gibi öpüşüp koklaşır hem de hemen ardından "Bu yanlış.Olmamlıydı!" tarzı tepkiler verir.Ama beni en çok dellendirdiği yerler ise; hem çocuğa bu iş olmaz de hem de "Başkasına da böyle dokunuyor mu? Başkasını da böyle öpüyor mu?" gibi salak salak düşüncelere boğul.. İronik hareketleri var bu kızın..

Ama tabii tüm olaylar Adrian ve Sydney aşkı üzerine değil. Bir de ilk seri Vampir Akademisi'nden tanıdığımız Marcus var.Eski simyacımız kendisni The Indigo Spell'in cover'ında da görebilirsiniz.Mavi dövmeli yakışıklı. Hoş bence betimlemeye uymuyor. Ben onu hep Eddie felan sanmıştım ya :D
Marcus, simyacılardan dışlanmış kendisi gibi birkaç kişiyle beraber Simyacılar ve Işık Savaşçıları arasındaki bağı bilmekte ama bunu ispatlayacak kanıtları yok. İşte bu kısımda Sydney'in devreye girmesi gerekiyor.
Marcus , Simyacıların içerisinde ters birşeyler döndüğünü söyleyerek kızımızın aklını çeliyr ve Sydney'de şüpheleri doğrultusunda işin ucunun Jill'e değmek üzere olduğunu fark ediyor.
Sydney hem Jill için hem de kafasındaki soru işaretleri için Marcus ve ekibiyle bu işi çözmeye karar veriyor.Ama bundan ucundan da olsa Adrian'a bahsetmemek olmaz tabi.. :D
Yalnız Sydney ve Marcus'un ilk karşılaşmaları çok ilgin. bir iz bırakıyor kızımızın yüzünde bunu gören Adrian ise;
Resimde görülen tepkisiyle beni gülmekten yerlere yatırıyor. :D

Neyse fazla uzatmayalım.Marcus'un istediklerinin Sydney'e de bir getirisi olacak tabi ki. Sizce neden yüzündeki dövme mavi? Hepimiz Simyacıların simgesinin sarı Altın Zambak olduğunu biliyoruz. İşte Marcus'un dövmesi Sydney için büyük bir karar ve kurtuluş olacak. Ama bunu kabul etmek bu kadar kolay olacak mı dersiniz?
Peki kabul ederse Marcus ve ekibiyle mi gidecek yoksa Adrian ve çocuklarla mı kalacak? Kararlar..Kararlar..Kararlar...

Ama Adrian her zaman olduğu gibi ona sonuna kadar destek verecek.Hatta verdiği kararların yanlış olduğunu düşünse bile; "Ne karar verirsen ver seni destekleyeceğim." demesiyle beni bitirdi yahu.Bu çocuk sevilmesin de ne yapılsın? Sevmemek mümkün mü? Sen çocuğa gideceğini söyle o böyle bir tepki versin. :))
Sydney'i anladığımı düşündüğüm yerlerde oldu kitapta ama kızım mutlaka bir patlak veriyor ve bütün sempatimi öldürüyor...
Herşeye rağmen Adrian'ın Sydney'e olan bağlılığını takdir etmemeniz imkansız. Richelle, bu kitapta diğer kitaplarından daha çok aşkı hissettirmiş bence.Zinhâr sonuna geldiğiniz de "Nasıl ya! Yapılır mı bu şimdi?" oluyorsunuz... :D

Şu da hem çok güldüğüm hem de sinirlendiğim bir sahnenin girişi :))
Önce çocuğu hapur hupur öp sonra da " Beni bir daha öpemezsin!é diye mesaj çek. :D





MY RATING: 5 Stars

 
FREE BLOGGER TEMPLATE BY DESIGNER BLOGS