Olimpos Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Olimpos Yayınları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

HEDEF SENSİN - MERAL KIR (KİTAP YORUMU)

5 Oca 2020


Adı: Hedef Sensin
Yazar: Meral Kır
Yayınevi: Olimpos Yayınları
Tür: Romantik, Macera, Polisiye, Criminal,
Puanım: 4,5 / 5


Gazeteci Zeynep Erdem’in yatağında tanımadığı genç bir kadın acımasız bir katil tarafından öldürülür. Üstelik Zeynep’in, katilin kim olduğu hakkında en ufak bir fikri dahi yoktur. Bildiği bir şey varsa o da geçmişin aslında hiç geçmediği ve tüm karanlığıyla bugünü yerle bir etmeye geldiğidir. Şimdi, Zeynep’in tek isteği karanlık cinayeti aydınlatmaktır. Ona en çok yardımı dokunacak kişi yan komşusu Savcı Güçer’den başkası değildir…

Savcı Güçer, karanlık detaylarla dolu cinayetin kurbanını son gören kişidir. Hemen bir duvar ötesinde işlenen korkunç cinayet, savcıyı hem katili yakalamaya hem de hesapta olmayan bir aşka doğru sürükler. Zeynep yavaş yavaş hayatına sızarken Güçer’in ondan uzaklaşması ve asla gözlerine bakmaması gerekir. Ama aşk apansız gelir, insanı amansız bırakır. Aklınızın ve kalbinizin sınırlarını zorlayacak bu hikâyeyi okumadan önce derin bir nefes alın.

Çünkü soluksuz okurken buna ihtiyacınız olacak.















Hedef Sensin, uzun bir zaman sonra yeniden Meral Kır okumanın keyfine vardıran bir kitaptı benim için. Meral abla her seferinde daha güzel, sürükleyici kurgular yazıyor ve gitgide geliştiriyor kalemini. İlk kitabı Aylardan Aşk'tan Hedef Sensin'e kadar okuduğum kitaplarını düşünerek diyebilirim ki tam anlamıyla orijinal bir polisiye okuma keyfini yaşattı bu kitap. 

İlk okumaya başladığımda kurgu, farklı bir hava kokuyordu; tabii burada ne farklı diye düşünürdü beni sürekli ve sonra fark ettim ki uzmanlıkla yazılmış, polisiye yönü kuvvetli bir kitap okuyordum bu kez. Aşk unsurunun geri planda kaldığı ve Polisiye Romans'tan daha ziyade kusursuzca kurgulanmış bir criminal romandı Hedef Sensin.

Polisiye/Aşk türünü daha çok tercih etsem de Meral abladan saf bir polisiye okumanın zamanı gelmiş sanırım çünkü epey merakla ve temposu düşmeden okudum tüm kitabı. En güzel yanıysa kitap boyunca katile dair tek bir ipucu bile bulamıyor oluşumdu.Sayfalar akıyor, akıyor, akıyor ve siz yine de katile dair bir şey bulamıyor, sadece sayfalarla beraber katil için olası adaylarınızı artırıyorsunuz. E, haliyle de "Katil uşak!" teorileri üreterek kitaba devam ediyorsunuz.

Baştan söyleyeyim katili doğru tespit etmeniz zor, hatta imkânsız. Zaten sevgili yazarımız da artık sonuca bağlama kısmına gelince katilin ortaya çıktığı yeri  'Alın katil!' şeklinde veriyor. Bence daha sayfalarca gizleyip kurguyu sürdürebilirdi ama ne yazık ki finale geliyorduk artık. :)) Biraz daha uzatmasını istemedim değil hani. Sonuçta o kadar teori ürettikten sonra katilin böylesine beklenmedik biri çıkması beni çok sinir etti. Az daha uzun olsaydı, savaş verip belki bulurum umutlarım hâlâ var.

Bu arada kitaptan da kısaca bahsetmem gerekirse; gazeteci Zeynep Erdem'in dışarıda olduğu bir Cumartesi gecesi, evinde ve yatağında ölü bir kadın bulunur. Başta herkes ölen kadının Zeynep Erdem'in ev arkadaşı olduğunu sanırken aslında öldürülen kadının kimliği belirsiz biri olduğu ortaya çıkar. Daha da önemlisi onu son görenlerden biri de Savcı Güçer'dir. Güçer'in vahşice katledilen kadının kimliğini ve katili ortaya çıkarmak için verdiği savaşta Zeynep Erdem'in geçmişi her şeyi birbirine katar...

















Bir kadının özel olduğunu bilmesi için ne gerekirdi?
Duymak, hissetmek, yaşamak…
Zeynep aynı gecede üçünü birden yaşamıştı.

***

“Geç kaldın komiser!”
“Bazılarımızın bir hayatı var.”
“Bazılarımızın da bir hayatı vardı!” diyen Doktor, Mert’e doğru dönüp kenara çekildi.
Amacı komiseri şoka uğratmak ve adamın yüzünün alacağı şekli seyretmekti. İstediğine de ulaşmıştı. Yatakta gördüğü manzara komiseri şoka uğratmaktan ziyade sarsmıştı.
Midesi altüst olan Mert “Burada ne olmuş böyle?” diye sormayı başarsa da sesi sanki kuyunun dibinden geliyordu.
“Vücudunda kesikler var, ama hiç biri derin değil. İki elinin parmakları da düzgün olmayan bir şekilde kesilmiş ve alınmış…”
“Neredeler peki?”
“Onları bulmak sizin işiniz, komiser” diyen Yelda, sözünün kesilmiş olmasına aldırmadan anlatmaya devam etti. “Bu odada olmadıkları söyleyebilirim.”
Doktorun yorumuyla yardımcısına dönen Mert “Peki evin geri kalanında?” diye sordu.
“Şimdilik bir şey bulunamadı.”

***

Bir şey söylemesine de gerek kalmadan Başkomiser Mert kapıda belirdi ve “Beni görmek istemişsiniz,” dedi. Ancak karşısında dikilen Esmer’i görünce yüzündeki ifade anında değişti. “Bu davada yalnız çalışacağım, ortak istemiyorum, hele seni hiç istemiyorum.”
“Tüh oysaki ben sana bayılıyordum.”
“Bundan kocanın haberi var mı?”
“Dua et de olmasın.”
Mert’in şu anki asıl sorunu,

***
“Seninle bir kitapçıda, baskısı tükenmiş kitabın kalan son adedine aynı anda uzanırken tanışmayı isterdim.”
“Bu hayalde kitabı hangimiz alıyor?”
“Güzelliği de o zaten, tanışmaktan bahsediyorum. Yani kitabı birlikte okuyoruz.”
Güçer hayal kuran birisi hiç olmadı. O bugüne kadar istemiş ve almıştı. Ancak şimdi bir hayal kurmak ve o hayalin gerçekleşmesini diledi.








KIZ ARKADAŞIM DOKUZ KUYRUKLU BİR TİLKİ | KİTAP YORUMU / ALINTILAR

6 May 2017




Nomu nomu nomuuuuuuuu selamlar !

Ben bugün sizlere en bir sevdiğim Kore dizim Gumiho'mun kitabının yorumu ile geldim.

Aslında zamanında diziye de forum sitelerinde ve eski fan kulüplerinde çok yorum girmiştim ama şimdi kitabını yorumlamak ayrı bir duygu yaşatıyor.
Bundan seneler evvel deslerdi ki bir gün bu dizinin kitabını okuyacaksın, belki inanmazdım ama şu an elimde olması, okuyor olmam ve bu güzel çifti tekrar hatırlamak tarifsiz bir durum benim için.


Birçok kore fanının diziye aşina olduğuna eminim. Konuyu biliyorsunuzdur, ama kitap severlerin konuya çok hakim olmadığını düşünerekten biraz konudan bahsedeyim.
Cha Dea Woong halası ve dedesiyle beraber yaşayan, serseri ve uçarı bir tip. Aşırı aksiyon meraklısı, filmlerdeki aksiyon sahnelerini kendince deneyen ve bir gün Yönetmen Ban'ın filmlerinden birinde en iyi aksiyon sahnelerinin rölünü alacağının hayaliyle düblorlük okuluna gitmekte...

Şimdi buraya kadar Dea Woong bizler için çok normal birisi. Ama onu normalin dışına çıkaran, dedesini kızdırması ve sonra da alacağı cezadan kurtulmak için kaçareken kendisini Samsingak tapınağının yakınlarında bulması olur. Burada olduğunu halasına bildirmek için telefon etmek istediğinde ise bir hayalet tarafından -kuyruklu hayalet :D- duvardaki bir tilki resmine 9 adet olmak şartıyla kuyruk çizmesi istenir ki bizim aksiyon çocuğu bu kısımda ciddi bir korku yaşayınca denileni yapar. Sonra da hayalet, hava şartları derken büyük bir kaza geçirir ve tapınaktan yuvarlanır.
Ve hemen olayın sabahına kendine geldiğinde ise ormanın birinde, ne olduğunu hatırlamadan öylece kalır. İşte bu tam bu anda yanına gelip de selam veren dünyalar güzeli kızı gördüğündeyse hem hayatı hem de kaderi değişir.
Dea Woong ve onu kurtarmak için boncuğunu ona veren Gumiho'muzun bir kaç bir kovala, bir ağla bir gül macerası böyle başlar. 
Aslında konuyla ilgili bahsedilecek çok şey var ama kitabımız iki kitaptan oluşacak ve ilk kitap konuya sadece giriş niteliğinde diyebilirim. Bol bol gülüp bol bol sinirleneceğiniz ama o şapşik halleriyle sizi kendine âşık edecek çiftimizin tatlı hallerinin ilk kısmı.  
Ve şunu da belirtmeliyim ki kitap olarak okumak, dizi izlemekten daha güzel. Dizide Dea Woong'un düşüncelerini hareketlerinde görüyoruz ama kitapta içinden geçen her duyguyu bir satırda okumak, hissetmek çok farklı bir deneyim oldu benim için. Keza Gumiho'muz için de geçerli bu durum. Onun insan dünyasında aslında ne kadar yalnız olduğunu iç sesinden dinlemek okuru farklı bir deneyime sürüklüyor. Tabii bu diziyi izlediğimden bana öyle gelmiş de olabilir! Yine de her şeyiyle mükemmel bir okuma zevki sunuyor kitap size.
İlk kitabın son kısımda kitabı okuyanlar diziye başlayıp devamını getirmek isteyecekelerdir kesin. Lakin ben kitapla aynı hissi vermediğini düşünüyorum. O beklemek, çıkar çıkmaz almak ve kaldığın yerden hiçbir şey bilmeden devam etmek kitabın büyüsünü barındırıyor. Özellikle de devam kitabında bu büyüyü bozmayın derim ben...



Gelelim alıntılara!
En sevdiğim kısımlardan birçok alıntı getirdim size.

"Kimsiniz?"

"Benim. Hatırlamıyor musun?"
"Efendim?"


"Dün benimle konuştuğunu hatırlamıyor musun?"
"Ne zaman?"
Aptal gibi hatırlamaya çalışıyordu ki kız güzel bir şekilde gülümseyerek kalbini heyecanlandıran bir ses çıkarttı.

"Aydınlık yerde daha şirinsin."
Aman Tanrım, dün Samsingak'ta şapkasız daha şirinsin diyen o kızla ses tonu aynı!

***

"Ben Gumiho."
"Adın Gumiho'mu?"
"Hayır, ben Dokuz Kuyruklu Tilki'yim."


***

"Sen... Aklını kaçırmış birisin demek."
Hiçbir şey söylemeden öylece bakan kız yüzünden içten içe çok sinirlendi.
"Delireceğim! Böyle deli birini dinleyip delice şeyler mi yaptım? Hasta olduğu için sorumluluk da almaz. Bütün suç üzerime kalacak."
"İnanmıyorsun. Benim sayemde hayattasın."
"Senin yüzünden öleceğim! Deliysen deli olduğunu göstermek için kafana çiçek takıp gez! Neden normalmiş gibi davranıyorsun? Ah, Dokuz Kuyruk Bir Tilki olduğunu söyledin değil mi? O zaman kuyruklarını takıp gez!"

***

Şimdi senin yanında olan Cha Dea Woong denen kişi sana yardım eder mi?"
Bu, Dokuz Kuyruklu Tilki bile olsa bilemeyeceği bir şeydi. Düşündüğünde yardım edebilir gibi de görünüyordu ama bir yandan düşündüğünde yardım etmez gibiydi de. Sadece kesin olan şey; Dea Woong'un yardım etmesini isteyen Miho'nun yüreğiydi.

***


Dea Woong önemli bir karar vermiş gibi Miho'nun bileğinden tuttu. Sonra az önce aldığı yüzüğü çıkartarak Miho'ya resmi olarak teklifte bulundu.
"Gumiho! Lütfen kız arkadaşım ol."
Dişlerini gösterek gülerken, birkaç kere başını evet anlamında sallayan Miho'nun parmağına yüzüğü taktı.
"Şu andan itibaren Gumiho, Cha Dea Woong'un yüz günlük kız arkadaşıdır."

***

"Dea Woong."
Ciddi ses tonu ile Dea Woong dönüp Miho'ya baktı. "O zaman bundan sonra beni sevebilir misin?"
Dea Woong'un nutku tutuldu. Miho, Dea Woong'a doğru yaklaşarak tekrar sordu.
"Seninle farklı olsak da beni sevemez misin?"
Çiçek buketine sarılıp utangaç bir şekilde duran Miho'nun o halini gerçek bir kız gibi hissettiği için garip duyguları ile Dea Woong nasıl davranması gerektiğini bilemedi.





KIZ ARKADAŞIM 9 KUYRUKLU BİR TİLKİ | DİZİDEN KESİTLER [KİTAPLA MOLA BLOG TUR]

3 May 2017



Herkese merhaba!

@kitapla_mola blog tur ekibi olarak bu sefer de en sevilen kore dramalarından My Girlfriend is a Gumiho'nun dilimize çevrilen kitabı Kız Arkadaşım 9 Kuyruklu Bir Tilki'yi okuyoruz.

Hem de severek okuyoruz diye belirtmeme gerek var mı bilmiyorum. Ekipteki herkes Uzakdoğu Dizi/Film sever olduğundan nomu nomu ile kalbimizi çalan Miho'yu bilmeyen yok. Haliyle kitap da çok ama çok eğlenceli!

Dolu dolu bir tur ile ilerlerken biz, bugün sizlere diziden ve kitapla paralel ilerleyen üç sahne getirdim. En sevdiklerimizden. <3

Diziyi bilmeyenler için My Girlfriens is a Gumiho ismiyle 16 bölümlük bir kore draması olduğunu belirteyim. Fantastik, dram ve komedi öğeleri üzerine çekilmiş ve izlenmesi gereken bir yapıt.

Kitaba gelirsek de şöyle bir tanıtım bülteni ekleyeyim. Kitabımız iki kitap şeklinde olacak ve birinci kitabın bittiği yerden ikini kitap başlayacak. Umarım Olimpos Yayınları bizi çok bekletmez. 








Medya Cinsi : Ciltli

Hamur Tipi : 2. Hamur

Sayfa Sayısı : 360
Ebat : 14x21
İlk Baskı Yılı : 2017
Baskı Sayısı : 1. Basım
Sipariş için: D&R


Dünyaca ünlü Kore draması My Girlfriend is a Gumiho’nun romanı şimdi Türkiye’de 500 yıl sonra hapis hayatından kurtulan inanılmaz güzellikteki Dokuz Kuyruklu Tilki ile sorumluluk sahibi olmaktan yoksun dublör adayı Cha Dae Woong'un romantik-komedi tadındaki hikâyesi...Samsingak Tapınağı'ndaki resme hapsedilmiş olan Dokuz Kuyruklu Tilki'nin mührünü farkındolmadan kıran Cha Dae Woong, dağın derinliklerindeki bir uçurumdan yuvarlanıp ciddi bir şekilde yaralanır. Hapsedildiği resimden kurtulan Gumiho, değerli tilki boncuğunu Dae Woong'a vererek onun hayatını kurtarır.Fakat efsaneye göre insanların ciğerini yiyen Dokuz Kuyruklu Tilki'nin kendisini öldüreceğine inanan Dae Woong ondan kurtulmanın yollarını ararken ikisi için de efsanedeki gibi gerçekleşmesi mümkün olmayan bir aşk başlar..





İlk sahnemiz; 
"Ben bir Gumiho'yum." ile başlıyoruz.

İşte kitaptan kısa bir kesit. 

____________________

İLK SAHNEMİZ: DOKUZ KUYRUKLU TİLKİ <3



"Sen harikasın."
"Ben Dokuz Kuyruklu Tilki'yim demiştim."

Bu sefer hiçbir şey karşı çıkmayarak sessizce boğazındaki kurumuş tükürüğünü yutkundu.
"Birazdan ay çıkar. Ay çıktığında göstereceğim demiştim."
"Ay?"
Dea Woong, pencere tarafına başını kaldırdı. Pencerenin dışında bulutların arasında gömülmüş ay yavaşça kendini gösterdi. Uzun bir süre aya bakıp, yavaşça Miho'nun olduğu tarafa doğru bakışların ıçevirdi. O anda çok şaşırdığı için ağzı açılmadı bile. Miho'nun arkasında mavi alev topu gibi parlak bir şekilde açılmış şey kesinlikle kuyruktu. Bir tane, iki tane, üç tane, dört tane, beş tane, altı tane, yedi tane, sekiz tane, dokuz tane...
"Gerçekten kuyruğun dokuz tane."
Güçlükle konuştuğunda Miho tabii ki der gibi bir bakışla Dea Woong'a baktı.
"Çünkü ben Dokuz Kuyruklu Tilki'yim."


____________________

İKİNCİ SAHNEMİZ: HOI HOI



"Öyleyse arkadaş olalım mı?"
Miho şaşkın yüzle Dea Woong'a baktı.
"Arkadaş?"

"Evet, arkadaş."
"İnsan bile değilim ama arkadaş olabilir miyim?"
"Neden olamayasın? Duygularımız uyuşursa olursun. Irkları da aşan, ülkeleri de aşan şey dostluktur. Uzaylı E.T ile yeşil renkli Dulri de arkadaş olabiliyorlarsa benim arkadaşım Dokuz Kuyruklu Tilki neden olmasın?"

"Onlar nasıl arkadaş oldu?"
Ciddi bir ifade ile soran Miho'ya iyi bir cevap vermesi gerekiyordu fakat doğal olarak aklına gelmedi.
"Şey..."
Uzun süre lafı geveledikten sonra bilemedi, sonra lafları ağzında dolandırıp sol ve sağ elinin işaret parmağını birleştirdi.
"Böyle yapıp 'Hoi Hoi' dersen arkadaş olmuş oluruz."
Miho, Dea Woong'un parmalarının şekline dikkatlice bakarak olduğu gibi aynısını yaptı. 

"Hoi Hoi?"
"Evet, böyle dokun."
Miho'nun ciddi tepkisiyle güç toplayan Dea Woong, Mih'nun işaret parmağını tutarak kendi işaret parmağıyla birleştirdi.
"Hoi Hoi."
"Hoi Hoi."
"Biz artık arkadaşız."


____________________

ÜÇÜNCÜ SAHNEMİZ: TİLKİ YAĞMURU
(Bu benim hem en sevdiğim hem de en kızdığım ve üzüldüğüm sahne...)


Kesin bir şekilde karar verip hızlıca yürüyen Dea Woong'un omzuna ince yağmur taneleri pıt pıt yağmaya başladı. 
Böyle güneşli bir günde ne yağmuru bu?
Merak edip başını kaldırıp baktı ve gökyüzünde azıcık bir bulut bile göremedi, hava çok berraktı.
Yağmur yağıyor. Açık bir günde ince yağmur. Tilki yağmuru.
Açık bir günde, yağmur yağarsa üzgün olduğum için ağlıyorumdur.
Miho'nun otobüste söyledikleri kulağında dolaştı.
Miho ağlıyor. Ağlayan Miho'nun hâli ayaklarını bağlayıp hareket etmesini zorlaştırdı.









Katran Karası || Güneş Demirel

12 Haz 2013



Adı: Katran Karası
Yazar: Güneş Demirel
Yayınevi: Olimpos Yayınları
Türü: Günümüz Aşk, Ailevi, Dram
Yazarın Diğer Kitapları;
Şimdi Benimsin - Sen Yokken 




"Ben neredeyim, kimim, unutmam an meselesiydi... Kelimelerle tarif edemezdim, kalbim yerinden fırlayıp onun kalbini yakalayacaktı."

Hayatı koca bir bilmeceolarak görenler için nefes aldığımız her dakika aslında bir sürprize kapıaralar. O sürprizler bazen neşe bazen hüzün getirir bize. Aşk da osürprizlerden biridir.

Katran karası gecelere yatar,ansızın açan pırıl pırıl güneşli sabahlara uyanır insan. Yağmur'un hayatına basit bir top darbesiyle giren Özgür, kalbi aşkla çarpan bir adamın bir kadınınhayatına nasıl sürprizler taşıyabileceğinin kanıtı adeta. Can dostu Suna'nıngüvenli limanına sığınmış, kendini 'fazladan' her türlü duyguya çok erkenkapamış, gelecekten çok geçmişe bakarak yaşama yanılgısına kapılmış bir kadınınadım adım yüzünü nasıl da aşka, sevgiye çevirebileceğini anlatan 'böylehayatlar da var' dedirten bir roman...

Edebiyatın genç ve güçlü kalemi Güneş Demirel yine en sahici duygularımızla yüzleşmemiz için sayfalar dolu süren bir serüvene davet ediyor bizi...



Yine kelimeleri ile kalbime dokunan bir kitap okudum. Bu yazarın her kitabı ayrı bir güzel oluyor. Hepsinde insanı yürekten etkileyen bir konu işlemeyi çok iyi bilen bir yazar. Kalemi de kayıtsız şartsız mükemmel -bence-.
Tabi benim için her zaman Şimdi Benimsin'in apayrı bir yeri olacak onu görmüş oldum. Çünkü yazarın bu okuduğum üçüncü kitabı ama ben hâlâ Şimdi Benimsin diye inler durumdayım.Ee, o kitapta bambaşka bir büyü olduğu tüm okuyanlar tarafından onaylanmış durumda. Tekrar okusam , tekrar okusam ... bıkmayacağım ve etkisini asla azaltmayacak yegane kitaplardan birisi. Neyse. :D

Kitaba görüşlerimi bildirmeden önce şu alıntıyı yazmak istiyorum;
"Yağmur'um tıpkı yağan yağmur gibidir.Bazen hiddetli bazen durgun ama her zaman berrak."


Şimdi Katran Karası'ndan bahsedelim biraz. Bu kitap sevigli yazarımızın ilk yazdığı hikâyesiymiş. Açıkçası ben her kitabında aynı tadı alıyorum. Hiç fark etmedim. Ama daha önce okuduğum Şimdi Benimsin ve Sen Yokken'de o kadar ağladım ki, bu kitapta sadece yer yer içlenmeler yaşayınca biraz tuhaf oldum.Çünkü bu kitap için de her kelimesinde salya sümük hallere hazırlamıştım kendimi :D

Yazarın bu kitabı daha çok sürtüşmeli bir aşkı ele almıştı. Tesadüf eseri başlayan tersleşmeler tesadüflerin veyahut kaderin yardımıyla devam ettikçe hem bir aşkın doğmasına hem de kimsesiz bir kızın aitlik hissine sahip olmasını konu alarak devam etti.

Yağmur daha birkaç günlük bebekken terk edilmiş ve yetimhanelerde büyüyerek bugünlere gelmiş, içine kapanık ve herkese karşı duvarları olan bir kadın..Özgür,  babasından sevgi görmemiş, özgür ruhlu, güçlü ve dirençli bir erkek.Bu iki insanın hayatı bir hafta sonu kafaya inen bir topla kesişi veriyor. Bir topun ve ardından gelen sürtüşmelerin tesadüflere yenik düşmesiyle iki inatçı keçi için aşk zorlu bir sınava dönüşüyor.

Yağmur bir bilgisayar mühendisi ve freelancer olarak bilgisayar yazılımcılığı yapıyor. Özgür ise babasından kendisine kalmış olan tekstil firmasının başında bir patron. Kader bu ya o topun acısı bir şekilde çıkacak işte. Özgürlere lazım olan program desteği için görüştükleri firmada işi Yağmur'a veriyorlar ve çiftimiz bir anda kendilerini tekrar bir arada buluveriyor.
Tesadüflerle başlayan bu aşk hem çekişmeli hem de duygusal yanı ağır basan bir kurguyla sizi sizden alacak bir kitap çıkarıyor ortaya.


Yağmur'un sert kabuğu ve insanlara karşı kurduğu duvarlarına rağmen, Özgür onun kalbine ulaşıyor. Ulaşıyor ulaşmasına da Yağmur'un inatçılığı aralarındaki aşkı sürekli bir çekişmeye dönüştürüyor. Ee, bu çekişmelerde yer yer sinir bozucu yer yer dokunaklı ve yer yerde aşk dolu oluyor. Kitabın içerisinde öyle bir aşk kokusu var ki, okurken o kokuyu öyle canlı öyle içten hissedince sizi sarsın sarmalasın istiyorsunuz. Gerçi ben bu yazarın her kitabında aynı duruma düşüyorum.İçindeki konu(lar) beni sarıp sarmalayıp kitaplar bir bütün halime getiriyor.

Kısacası gerçekten güzel ve içimizden bir aşk okumak istiyorsanız hemen bir Güneş Demirel kitbaı tedarik edinin derim. =))

ALINTILAR 



MY RATING: 4



Yedi Gün Yedi Gece || Evangeline Collins

24 Nis 2013




























Yedi Gün Yedi Gece || Evangeline Collins

“Ona bir haftalık zevk sundu. Ne daha az, ne daha çok..”

Bu kitaba nasıl bir yorum yapmalıyım bilemiyorum. Kötü bir kitap değildi, o bir gerçek. Ama herkesin seveceği  ya da daha doğru tabiriyle , herkesin normal karşılayacağı bir içeriğe de sahip değildi.Bana göre, yazarın birkaç noktada kitabı özgün kılmak ya da farklılık yaratmak amacıyla oluşturduğu olay örgüsü kitabın tümünü yok ediyor. O birkaç nokta olmasa kitabın gözümdeki değeri 5/5 olacaktı ama istesem de o kısımları görmezden gelemediğim için benim bu kitaba puanım 5/4 oldu. Eğer Rose’a  fahişe olması için daha geçerli veya makul bir sebep sunulmuş olsaydı bu kitap kesinlikle tadından yenilmezdi.Yine de tavsiye edeceğim kitaplar arasında yerini alıyor. Beni farklılığıyla etkiledi.

Okurken sıkıldım mı? Kesinlikle hayır. Hatta keyif aldığımı bile söyleyebilirim.Çünkü öyle merak ediyorsunuz ki, kitap akıyor gidiyor. Ama erkek karakterin ve kadın karakterin birçok yönünü de yadırgadım. Bu da haliyle biraz sarstı.Sorun kızın bir fahişe olması değil. Bunu kitapta hiç yadırgamadım.Zira, geçerli bir sebebi vardı. Ya da bir süre için varmış. Beni rahatsız eden kitaptaki geniş mezhep anlayışı oldu. Erkek karakterin eşinin ona inatla gözünün önünde birileriyle fingirdemesi ve James’in de bunlara sessiz kalması…
Gerçi onunda kendince nedenleri var ama yine de tuhaf buldum. Ve asıl anlayamadığım olay kadın karakterimiz Rose’un erkek kardeşi kumar oynayıp , şımarırken fahişelik etmesi ! Yahu, başlardaki amacını anladım.Amenna. Zor durumda kalmış, mecburen bu işe girişmiş ama ilerisini anlamakta çok zorlandım.Ne yalan söyleyebilirim, başlarda da iyi bir aileden gelen bir kızın neden şaperonluk ve benzeri işte değil de bu tarz bir işte çalışmayı seçtiğini de düşünmedim değil.Ama okurken kızımızın nasıl bir durumda kaldığını görünce, ona gereken parayı ancak böyle bir iş kazandırırdı onu da anladım.Fakat yine de bu uç noktalarda da çelişkiye düştüm. Bunlar dışında kitap da güzel bir aşk anlatıldığını düşünüyorum. Hatta, anlatılıyordu.Zira ben çok beğendim o kısımlarını.Özellikle de James’in tavırları beni çok etkiledi. Sırf onun için tekrar okurum diyebileceğim bir kitap.Neden mi? O kadar mükemmel bir erkek figürü olamaz da ondan.

 Çiftimiz arasında geçen kısa bir diyalog;

“Son bir haftadır hiç olmadığım kadar mutluydum, “dedi James. “Beraberken mutluyuz. Bunu inkâr edemezsin.”
“Edemem.”
“Bitmek zorunda değil, Rose.”
“Senin bir karın var..Ayrılsan da bu değişmez.Sen hep bir başkasına ait olacaksın.”
“O beni istemiyor.Hiç istemedi ve asla da istemeyecek.Ben onun seçimi değildim, o da benim seçimim değildi.”
“Yine de onun kocasısın.Ona aitsin.”
“Yıllardır karımın yatağına girmedim ben. Girmeyeceğim de.”
“Çocukların olsun istemiyor musun?”
“Evet.Senden istiyorum.”
Rose elleriyle kulaklarını kapattı.Bu sözleri duymamış olmayı yeğlerdi.Nasıl bu kadar zalim olabiliyordu. “Ama benden doğacak çocuklar piç olur.”
“Yapma, Rose.”


******

Günümüzde bile birçok insan genelevlerde tanıştığı iyi kalpli kadınlarla evlenebiliyor.Bu yüzden kitabın bu kısmı bence çok doğaldı. Aralarındaki iletişimin sadece yatak üzerine kurulu olmamasını da sevdim. Yazar karakterlerin birbirlerine yıllardır eksik iki parçayı bulmuş gibi bakmalarını sağlamaya çalışmış ve bunu da hakkıyla yerine getirmiş.Bu yüzden duygusal açıdan sarsıcı bir yanı vardı. Bazı kısımlarda James’in üç yıl boyunca karısına katlanmasını ve içten içte ezilmesini okurken çok üzüldüm. Rose’un yaşadıkları konusunda nötr bir durumdayım. Zira, anlam veremediğim hallerde bulunmuş. Sürekli bir ironi içerisinde kaldım…
Kısacası benim hoşuma gitti. Farklı tadıyla kitabı beğendim ama herkese hitap eder mi işte ona karar veremiyorum. Bu kısımda sadece deneyerek bilebilirsiniz demek kalıyor bana..

Kısaca konusuna da değineyim;
Rose Marlowe, kadın karakterimiz babasının kumar borçlarını temizlemek ve erkek kardeşini okutmak için kendisini satarak fahişelik ediyor. Bu işi de yaklaşık olarak 5 yıl sürdürüyor. Ama kendisine göre prensipleri olan birisi. Bu işi her ayın ilk haftası sadece 7 gün boyunca bir genelevde –o zaman Londra’daki en iyi genelev- yapıyor. Bu bir hafta sonunda ise evine, babasından kendilerine kalan tek yere dönüyor.Ta ki, bir gün James Archer kendisinin müşterisi olana kadar… Adamımız James’de kendisine göre prensipleri olan birisi. Onun gözünde evlilik kutsaldır ve karısı ne yaparsa yapsın o karısını aldatmayı bir an olsun aklından geçirmeyen düzgün bir adamdır.Ama bir akşam şeytana uyuyor ve kendisini iş yerinin hemen arka sokağında olan genelevde buluveriyor. Gerçi ilk gün Rose’un odasında ne yaptıklarını sorarsanız.Bütün geceyi oturup konuşarak geçirdiler ama sonraki gecelerde James , Rose’a o kadar alıştı ki, kızımız adamın hayatının baş köşesine kuruldu. Ve bir gün James’de ondan kendisiyle bir hafta tatile çıkmasını istedi.İşte ne olduysa bundan sonra oldu. 


Bana göre şu kapağının kullanılması daha bir uygun ve albenisi yüksek bir görüntü sergilerdi.




Yedi Gün Yedi Gece || Fanbar
Yedi Gün Yedi Gece







    MY RATING:

 
FREE BLOGGER TEMPLATE BY DESIGNER BLOGS