YOLUM AŞKA DÜŞTÜ | MERAL KIR [Kitap Yorumu]

5 Haz 2015


Bir daha dünyaya gelirse âşık olacağı adamı insan ırkından seçmeye karar veren şaşkın akademisyen Sena Tekin ve önce Sena’yı öpüp sonra, "Pardon, ben senin ağabeyin sayılırım." diyen Ahmet Sancaktar’dan soluksuz okuyacağınız bir roman… 




AŞK, ZOR OYUNLARI SEVERDİ.
AMA BU BİR OYUN DEĞİLDİ;
BU, TUTKUYA YENİK DÜŞENLER İLE YOLU AŞKA DÜŞENLERİN SAVAŞIYDI. 



Severek yaptığı bir işe, harika bir nişanlıya ve güzel dostlara sahip olan Sena’nın tüm hayatı televizyonda izlediği bir haberle alt üst olur. Özenle kurduğu dünyası yavaş yavaş yıkılırken, hayatını geri alacağına dair tüm umutlarını kaybetmenin eşiğine gelir. Ancak Sena’yı asıl korkutansa, yıllardır âşık olduğu Ahmet Sancaktar’ın onu korumak için her şeyi göze almasıdır.
Çünkü artık genç kızın hem hayatı hem de kalbi tehlikededir…

Ünlü ve zengin Sancaktar Ailesi’nin hırçın, asabi ve ukala olarak tanınan üyesi Ahmet Sancaktar’ın sevdikleri için yapamayacağı şey yoktur. Ancak girdiği amansız kovalamacanın içinde Sena’yı korumak için yaptıkları kendisini bile şaşırtırken, Ahmet’i asıl korkutan şey ise ayağına dolanan aşktır. 
Karanlıktaki düşmanla savaşmak mı, yoksa aşka karşı gelmek mi daha zordu?
Yaşayıp görmekten başka şansı yoktu…


Herkese Merhaba!

Uzun bir aradan sonra, yorum orucumu -nihayet- enfes bir kitapla bozuyorum.
Size, bugün bir kitaptan çok sevgiyle harmanlamış bir eseri yorumlayacağım. Çünkü baştan sona, her kelimesinde nasıl bir sevgi içerdiğini biliyorum. Bir kitabı okurken kurguya ne kadar kapılıp, onunla birlikte olaylara dahil olursunuz bilmem. Ama bazı kitaplar siz onlara ne kadar karşı koysanız da sizi içine çekip, dünyalarına hapseder ve siz, o öykü son bulana kadar her kelimeyi gerçekmiş gibi yaşayarak okursunuz. 

Yolum Aşka Düştü de tam olarak böyle bir eser. Her satırında, her paragrafında, her bölümünde ve her sayfasında kitapla beraber, adeta bir bütün gibi okuyor, yaşıyor ve her şeyi hissediyorsunuz. Özetlemem gerekirse, Yolum Aşka Düştü benim için gerçeklik ve kurgu arasındaki ince bir çizgide gidip gelen bir romandı. Tabi bunda en büyük rol de yazara ait bana göre.

 Hani bazı kalemler vardır ya, zaman geçtikçe ilerler, zaman geçtikçe gelişirler... İşte Meral Kır'ın kalemi de böyle bir kalem. Bundan önceki iki kitabını çok sevmiş birisi olarak, şu an size hayran kaldığım, yer yer güldüm, yer yer ağladığım ama eşsiz bir çizgide ilerleyen bir kitaba yorum yapacağım. Sanırım farklı tatlara aç herkese hitap edecektir bu kitap. Özellikle de klasiklerden sıkılmışsanız.

Kitabın kurgusuna çok değinmek istemiyorum zira kitapla ilgili ne söylersem ucu açık bir spoiler olur ve önüne geçemem gibi geliyor.
Çünkü baştan sona bir hareket ve olay söz konusu kitapta. Her şey birbiriyle uzak-yakın bir bağlantıya sahip. Bu yüzden okuduğunuzda, -benim gibi- her olayı yaşayarak okumanız adına yorumda kurguyu dışarıya atacağım.

Yolum Aşka Düştü, her ne kadar Sancaktarlar Ailesi serisine bağlı bir kitap olsa da aslında kendi başına bambaşka bir kulvar oluşturmuş. Olayların başlangıç noktası ve ilerleyişi kitabı seriden bağımsız bir hale getiriyor. Kitap, ilk sayfadan son sayfaya kadar Ahmet ve Sena'nın yaşadıkları aşkı ve bu aşkın verdiği sınavı işleyen bir kurgu üzerine kurulu.Tabi polisiye gizemiyle beraber!
Sena'nın yıllar boyu Ahmet'e olan ve kendisinden başka kimsenin bilmediği, kendi içinde yaşadığı, onunla var olduğu aşkı Ahmet Sancaktar'ın Sena'ya yardım etmesi gereken bir olayda sınanıyor. Sena, hem aşkını hem de ruhunu bu savaşta feda etmeyi göze alınca ve Ahmet'e duyduğu o büyük aşkla hiç kurmadığı, kurmayı düşünmediği bir hayale kapılınca, her ikisi de kendisini büyük kayıplar verdikleri bir aşk sınavında buluyorlar.

"Hangisi daha zordu? İmkânsız bir hayali umut ederek yaşamak mı? Yoksa hayallerinde bile yer vermeye cesaret edemediğin bir aşkı umut etmekten korkmak mı?"



Bu alıntı da anlatmak istediğim durumun özeti olmalı. Sena ne zaman aşkı "onunla" yaşamayı seçiyor işte o zaman hem kalbini hem de ruhunu tehlikeye atıyor. Tabi bunun yanında canı da tehlikede!

"Çünkü Sena aşkı onda yaşamayı seviyordu, onunla yaşamayı değil."

Ayrıca Meral Kır'ın kaleminde beni en çok etkileyen şey, her kitabında kalem değiştirmesi. Kalemi sürekli gelişiyor. Bu kitapta bunu daha net anlıyorsunuz. Devamlı okuduğunuz bir yazar olduğunda sürekli bir çizgide gitmesi kimine tat verebilir belki ama ben çabuk sıkılır, farklı tatlar aramaya başlarım.
 Meral Kır, bu kısımda okuyucuyu kendine hapseden bir kalem değişimi yapıyor. Bir önceki kitabı Aşkı Seçtim'in kurgusuna hayran kalmıştım. Sadece bir noktasında tüm kurguyu ağzım açık kalacak şekilde okuyup, kendisine hayran oldum. Ve açık söylemek gerekirse Yolum Aşka Düştü'nün kurgusunu dinlemiş olmama rağmen okuyana kadar Aşkı Seçtim'i geçebileceğine inanmamıştım.

Ama Yolum Aşka Düştü'yü ilk okuduğumda, ilk sayfadan son sayfaya kadar büyük bir iniş çıkış içerisinde okudum kitabı. Zaten kurguya kapılıp gidiyorsunuz okurken. Tabi kurgunun yanında olayların gelişme zinciri ve sürekli inip-çıkan aksiyon da şaşırtıyor sizi. Bir yerde rutin bir hal alıyorken, bir yerde "Hop!" bir patlak noktası geliyor karşınıza ve siz devamının ne olacağını düşünmeye başlıyorsunuz bu sefer.
Ayrıca kitapta -diğer kitaplarda da olduğu gibi- büyük bir olay ve gizem var. Kitap boyunca Sena'nın başına gelenleri ve bu gizemi sonuçlandırmaya çalışan Ahmet Sancaktar'ın verdiği savaşı okuyorsunuz ayrıca.

Tabi bir de karakterler faktörü var!
 Sena ve Ahmet'i önceki kitaplardan tanıyoruz hepimiz, ya da kısmen de olsa biliyoruz diyebiliriz. Yolum Aşka Düştü'de sevdiğim diğer şey de karakterlerinin kişiliklerinin değişmemiş olması.
 İlk kitapta tanıdığım Ahmet ve Sena ile kitap boyunca okuduğum karakterler arasında bir fark olmaması beni memnun etti. Öyle bir anda âşık oldum halleri alan, aşkı için savaşan karakterler bana çok da gerçekçi gelmiyor. Bir kişinin karakterinin bu kadar kolay değişmesini daima saçma bulmuşumdur.
Meral Kır özellikle Ahmet'in karakterine hiç ama hiç dokunmamış sanırım. Kitabın sonuna kadar Ahmet'ten beklediğim davranışlar gördüm. Bir yer hariç! Sanırım o da benim hayallerimi yıktığı içindi! Gerçi sonra çok pişman oldu ama... ne fayda!





"Bir gün, Sena onu affetme büyüklüğünü gösterse bile, Ahmet'in kendine böyle bir iyilik yapması söz konusu bile değildi. Bağışlamak, telafisi mümkün olan hatalar için geçerliydi. Ahmet öyle bir şey yapmıştı ki, zamanı geri bile alsa, yaşananları değiştirmesi mümkün değildi." 



Son sayfalara kadar karakterinden ödün vermeyen Ahmet son kısımlarda bir değişim yaşıyor. Aslında değişim de denilemez. Sadece yaşadıklarının etkisiyle artık değişmesi, en azından içindeki kişinin dışarı çıkması gerektiğine karar verip taktığı maskeden kurtuluyor ki bu da zaten olması gereken bir süreçti.Aşağısında olsaydı asla kabul edemezdim. Öyle bir anda âşık olamazdı. Olsaydı, Sena ona yıllar boyu tek başına âşık olarak yaşamazdı.

Kezâ, Sena için de aynı durum söz konusu. Bu kızı ilk kitaptan beri ayakları yere sağlam basan biri olarak düşünüyordum.Beni hiç yanıltmadı. Kimsesiz olmasının ona verdiği ürkeklik ve kırgınlığının dışında güçlü bir karakteri var. Eğer öyle olmasaydı bu kitap boyunca yaşadıkları ve yıllar boyu sevdiği Ahmet'e dair kaybettiği inançları onu yerle bir ederdi. Ama Sena her seferinde küllerinden yeniden doğdu, daha güçlü bir şekilde ayakta kalmayı başardı.

Uzun lafın kısası dolu dolu bir kitap okudum ben. Umarım siz de aynı şekilde keyif aldığınız, dolu dolu okuduğunuz ve hikâyede kaybolduğunuz bir okuma süreci geçirirsiniz.





MERAL KIR | YOLUM AŞKA DÜŞTÜ [KAPAK TANITIM]

22 May 2015


Ben geldim!
Korkmayın, blogumun yolunu unutmadım. Yoğun bir iş hayatına girince kitaplarımı, sadece okumakla yetinmeye başladım.Bu yüzden de blogumu ihmal ettim, ne yazık ki. Ama arada böyle küçük çaplı paylaşımlar yaparak geri döneceğim.
Bu gün de güzel bir paylaşım için katkım olsun istedim ve Meral Kır'ın geçen sene çıkan Aylardan Aşk isimli romanında blog tur yapmıştık ve kendisinin ilk kitabını aynı zamanda güzel kalemini keşfetme şansı bulmuştum. Hemen ardında da serinin gözdelerim arasında yerini alan kurgusuyla AŞKI SEÇTİM ile maceramıza kaldığımız yerden devam ettik.
Şimdi de YOLUM AŞKA DÜŞTÜ isimli kitabıyla yazarımız yayın hayatına yeni yayınevi olarak ASPENDOS YAYINLARI ile devam edecek. 

Ve işte karşınızda YOLUM AŞKA DÜŞTÜ kitabı!





Bir daha dünyaya gelirse âşık olacağı adamı insan ırkından seçmeye karar veren şaşkın akademisyen Sena Tekin ve önce Sena’yı öpüp sonra, "Pardon, ben senin ağabeyin sayılırım." diyen Ahmet Sancaktar’dan soluksuz okuyacağınız bir roman… 



AŞK, ZOR OYUNLARI SEVERDİ.
AMA BU BİR OYUN DEĞİLDİ;
BU, TUTKUYA YENİK DÜŞENLER İLE YOLU AŞKA DÜŞENLERİN SAVAŞIYDI. 



Severek yaptığı bir işe, harika bir nişanlıya ve güzel dostlara sahip olan Sena’nın tüm hayatı televizyonda izlediği bir haberle alt üst olur. Özenle kurduğu dünyası yavaş yavaş yıkılırken, hayatını geri alacağına dair tüm umutlarını kaybetmenin eşiğine gelir. Ancak Sena’yı asıl korkutansa, yıllardır âşık olduğu Ahmet Sancaktar’ın onu korumak için her şeyi göze almasıdır.
Çünkü artık genç kızın hem hayatı hem de kalbi tehlikededir…

Ünlü ve zengin Sancaktar Ailesi’nin hırçın, asabi ve ukala olarak tanınan üyesi Ahmet Sancaktar’ın sevdikleri için yapamayacağı şey yoktur. Ancak girdiği amansız kovalamacanın içinde Sena’yı korumak için yaptıkları kendisini bile şaşırtırken, Ahmet’i asıl korkutan şey ise ayağına dolanan aşktır. 
Karanlıktaki düşmanla savaşmak mı, yoksa aşka karşı gelmek mi daha zordu?
Yaşayıp görmekten başka şansı yoktu…


****




MERAL KIR KİMDİR?

15 Mayıs 1979 senesinde, - annesinin tabiriyle- kirazlar henüz çiçek açmamışken Trabzon’da doğan Meral Kır, beş çocuklu bir ailenin ortanca çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlarda ailesi ile birlikte İstanbul’a taşınan yazar, eğitim hayatına İstanbul’da devam etmiş, evli ve bir erkek çocuk annesidir. Rakamlarla arası iyi olan Meral Kır, on beş senedir aynı şirket bünyesinde muhasebe işleri ile ilgilenmektedir. 

 
Rakamlarla arasının iyi olmasının yanında, kelimelerle aşk yaşadığını dile getiren yazar, bu aşkını ilk kitabı olan Aylardan Aşk’ta okuyucularla paylaşmak üzere yolculuğuna başlamış ve 2014 Haziran’ında ilk kitabını çıkarmıştır. Aylardan Aşk isimli eseri tüm okurlar tarafından çok beğenilince, hemen ardından ikinci kitabı Aşkı Seçtim’i de piyasa sürmüştür. Şimdi ise bu yolculuğuna, çok beklenen YOLUM AŞKA DÜŞTÜ isimli kitabı ile devam etmektedir.



SOSYAL AĞLAR:







Belalı Korumam | Corleonis Canan A. Düzgan [Kitap Yorumu]

5 Mar 2015

Eser: Belalı Korumam
Yazar: Corleonis Canan A. Düzgan
Yayınevi: Postiga Yayınları

Tutkunun doruklarında gezinen bir aşk romanı!
Güçlü, hırçın, asi Selin…
Herkes onun kendi dünyasında, lüks içinde ve başına buyruk, özgürce yaşamak istediğini sanırken o, babasından daha çok güveneceği birinin özlemini taşıyor içinde.
Büyükbabasının onu korumak adına kişiliğini değiştirme isteği ve bu uğurda yaptıkları, planladığının tam aksine Selin’in hayatını değiştiriyor. Korkuların gölgesinde başlayan aşkın dizginlenemez dalgaları arasında kıyıya vuran sadece tutku mudur dersiniz?
Selin ve “koruması” Deniz’in hikâyesini okurken tutkulu bir aşkın özlemini duyacak olursanız, kitabı yeniden okuyabilirsiniz.
“Aklım karmakarışıktı ama hiçbir şey düşünmek istemiyordum. Kendimi yorgun ve savunmasız hissediyordum. Tüm kötü hislerden kurtuldum ve kendimi ona bıraktım. Öyle yumuşak, kibar ve baştan çıkarıcıydı ki. Beni etkiliyordu. Daha önce hissetmediğim duygulara sürüklüyordu. Başımı yavaşça kaldırdım ve yüzüne baktım. O da yüzüme baktı. Yine göz gözeydik ve de çok yakın. Bu beni kaçıran adam mıydı? Oysa kollarında bambaşka bir diyardaydım.”


Mart Ayı'nın ilk kitap yorumunu da sonunda girebildim. Yoğunluktan okuduğum kitapları yorumlamaya fırsat bulamıyorum ama Belalı Korumam Watty'deyken de gözdemdi, kitap olduğunda da gözdem oldu. O yüzden hakkını yememek gerek dedim, ilk fırsatta yorum girmeye karar verdim.

Geçen sene Wattpad'e nasıl sardığımı ve deli gibi wattpad okuduğumu herkes biliyor. O sıralarda okuduğum hikâyelerden birisi de Belalı Korumam'dı. Kız kardeşimin aşırı baskısı yüzünden merak ederek başlamıştım ve henüz güncel iken bölüm bekleye bekleye okumuştum bu hikâyeyi. Öyle ki, bölüm gelmiş ve ben ertesi gün sabah bunu fark etmişsem, yolda işe gelirken telefon elimde, yüzüm ekranda okuyarak geliyordum. Sırf bölüm kaçırmamak için! Çünkü Wattpad'te görüp de nadir beğendiğim konulu hikâyelerden birisiydi Belalı Korumam da. Neyse.
Kitap haliyle okumak için epeydir bekletiyorum hikâyeyi. Bir türlü elim gitmedi ama okumadan da yorum girmek istemedim. Değişiklik var mı, merak ettim açıkçası. Ve sonunda da okudum, şimdi yorum zamanı!

Wattpad'te Corleonis'in, bin bir zorlukla bize bölüm yetiştirme çabalarına bakarak, kitabın fazla değişmediğini söyleyebilirim. Zira bazı kısımlarda -Wattpad'te okurken hikâye olarak bakıp kitap olduğunda- detay olması gerektiğini düşündüğüm yerler oldu. Biraz yüzeysel kalmışlar hikâyeye. Bunlardan biri Miami. Bana göre biraz tasvir olması gereken bir kısımdı. Miami'ye gittiğini hissetmeliydim en azından.Bir diğeri ise karakter tasvirleri. Yetersizdi. Kısacası tasvirleri az buldum. Bunlar dışında -kitap olarak baktığımda- pek rahatsız olduğum yer olmadı. Bilakis, hikâyeyi ilk okuduğum zevkle okudum kitabı da.
Ve söylemeden geçemeyeceğim kapak çok güzel. Bu kadar uyumlu bir görsel, hayal etsem gerçekleşmezdi; kitabın konusunu birebir veriyor. :))
Gelelim konumuza, açıkçası Watty'de görüp de sevdiğim nadir konulardan birisi olduğu için yeri bende ayrı.Ve spoiler'a çoook açık bir hikâye olduğu içinde fazla detaya girmeyeceğim ama ne desem boş, okumanız gerek..
 Bir kızın büyük babası tarafından, kendisine atanan korumaya karşı çıkıp, bir de üzerine çekip Miami'ye gitmesiyle başlıyor konumuz. Bu kısımdan sonrası ise, işin rengini değiştiriyor zaten.

Deniz, yani bizim 'Belalı Korumam' diye nitelendirdiğimiz esas oğlanımız, kendi büyük babasına kafa tutan ve çekip Miami'ye giden Selin'in peşine düşüyor hemen.Tabi öyle siz ve benim bildiğim bir peşine düşme değil bu. Kitabı ilginç kılan da burası. Çünkü okurken ilk bölümdeki "koruma" muhabbetiyle olan girişin üzerine, hemen bir sonraki bölümde, kızın peşine takılan bir adamım kızı kaçırmasını ve bu adamın tuhaf isteklerini okumaya başlıyorsunuz.Tuhaf diyorum; cidden tuhaflar çünkü.

 Hal böyle olunca da,  "Kızın peşinde biri varmış demek ki," diye bir düşünce ile sayfaları ilerletiyorsunuz, ki bu kısımda da kitabımız başlıyor zaten.Benim için bu hikâyeyi özel kılan şey bu kısımdı işte. İlk okuduğumda "Bu adam kim ve kızı niye kaçırdı?" diye bir ton soru ile bekliyordum bölümleri. Buna bir sebepte kaçıran kişinin, kızı evine hapsedip saçma sapan şeyler istemesiyle alakalıydı. Bu da haliyle merak ettiriyor konuyu. Neyse. Yazarın akıcı dili ile başlarda sinir küpü olduğum ama sonra, Selin(esas kızımız!)'e geç kalınmış o dersi lâyıkıyla veren Deniz'în büyüsüne kapılınca, sayfalar ayrı aktı tabi. Daha önce okumuş olmama rağmen yine aynı zevkle okuttu çiftimiz kendisini.
Çiftimiz zaten imkansız bir aşka yelken açan bir çift ve Deniz'in hem işi hem de aşkı bir arada götürme çabalarına Selin'in asi tavırları, fevri hareketleri eklenince de durumları içinden çıkılmaz bir hal alıyor kitabın ilerisinde.
Kısacası, okumanız gerek. Benim hikâye olarak da kitap olarak da büyük bir keyifle okuduğum güzel bir konusu var. :)







Gözlerinin Esareti | Jennifer Royce [Kitap Yorumu&Röportaj]

23 Şub 2015

Eser: Gözlerinin Esareti
Yazar: Jennifer Royce
Yayıncı: Ephesus Yayınları
Tür: Historical Romance, Tarihi Aşk Romanı


Sevgiye aç bir kadınla…
Küçüklüğünden beri aradığı sevgiyi bulamayan Keira Destina’nın tek bir dileği vardı; kendisini gerçekten sevecek bir kalp. Babası tarafından sürekli hor görülüp, sevgisiz ve korumasız bir hayat süren Keira, şeytanla yaptığı anlaşma sonucu Karanlıklar Lordu’nu öldürmeye kalkıştığında, hayatının altüst olacağından habersizdi. Herkesin, önünde korkuyla titrediği Karanlıklar Lordu tarafından esir alınan genç kız için artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Kalbi buz tutmuş bir adam.
Karanlıklar Lordu Kayran için, bu namı almak hiç de kolay olmamıştı. Katıldığı tüm savaşlardan galibiyetle ayrılmış, düşmanlarının korkulu rüyası haline gelmişti. Karanlık ruhunun bir tek savaş meydanlarında ışığa kavuştuğuna inanan bu adam, bir gece çadırına gizlice sızan, asil ama hırçın bir güzelin ölümcül saldırısından kendisini korumak isterken, onu bekleyen sürprizin farkında değildi. Gözlerine ilk baktığı an, bu kızın tanıdığı tüm kadınlardan farklı olduğunu anlamıştı. Genç kızın öfkesinin ve cazibesinin ateşi Kayran’ın buz tutmuş, karanlıklar içindeki kalbini sarmıştı. Genç adam için artık tek bir gerçek vardı; bu asi güzel ona ait olmalıydı!

Tutkuyu keşfettiklerinde, dönüşü olmayan bir yola girmek zorunda kalırlar...



Eveett, uzunca bir yazı ile bloguma dönüş yapıyorum. Yine! Yoğunluğum yüzünden sürekli arada kaynıyor okuduklarım, ama olsun arada sırada da olsa yorum yazmak için blogumu ziyaret etmek de ayrı keyif. :)))

Bugün sizlere geçen sene hikâyelerini okuyup yorumladığım, bir sene basılı kitabını beklediğim bir yazarımızın hem kitap yorumunu hem de kendisi ile gerçekleştirdiğim keyifli söyleşimi paylaşacağım. Historical Hunters ekibinin gözdesi Jennifer Royce'u ve kitabını tanımak için doğru adrestesiniz.
Bugünkü turda,

Röportaj+Yorum: Anime ve Kitap Sever [Bendeniz]

Özel Sahne+Yorum: İlleKitap Blogu



Jennifer Royce! Wattpad'i takip edenler bilir, kendisi Wattpad'te binlerce okura ulaşmış bir Tarihi Aşk (Historical Romance) yazarı. Geçen seneye kadar kendisinden ve böylesine güzel kaleme aldığı hikâyelerinden bir haber olan ben, kız kardeşim ve eski bir arkadaşımın baskısı ile Jenny'i okumaya karar vermiş, ama bir türlü bu kararını yürürlüğe sokamamıştım. Ta ki tesadüf eseri Facebook'taki yayımladığı hikâyesinin ilk bölümü Ana Sayfam'a düşene değin... Sonrasında tabii ki böylesine bir kalemin sıkı takipçilerinden olarak her yayımladığı hikâyesini okumaya başladım. Okuduğum hikâyelerinden yorumladıklarımı incelemek isterseniz aşağıdan inceleyebilirsiniz. 

Bugün daha da özel bir yorum geçip, yazarımızın ilk basılı eseri olan Gözlerinin Esareti kitabını incelemeye alacağım. Wattpad'te yayımlandığında 700 Bin okura ulaşan bu hikâye, Ortaçağ'ın acımasızlığı, katı kuralları ve savaşları arasında masum bir kızla karanlık bir adamın aşkını anlatacak size..


Yakışıklı Dükler Cemiyeti Serisi

4- Öpücüğe Mahkûm (Yorumlanacak Üşenmezsem)
5- Aşka Cesaret (Yorumm bekliyor yiğidimm!)


Bundan bir yıl kadar önce Jennifer Royce'un Wattpad'te okurları için kaleme aldığı Gözlerinin Esareti hikâyesi şimdi basılı bir kitap olarak, birçok okura ulaşma yolunda ilk adımını attı.

Normalde yazarın birçok hikâyesini okumama rağmen Gözlerinin Esareti, Ortaçağ'ın acımasızlığında geçen bir kurgu olduğu -ve benim Ortaçağ sememem- için hiç okumak nasip olmamıştı. Tüm okurların deli gibi sevdiği Kayran ve Rodolfo karakterlerine ve onlardan gelen alıntılara rağmen kendimi hep Ortaçağ'a karşı ön yargılu tutarak, geri durdum. Ta ki kitabın çıkacağı ana kadar..

Ne zaman kitabın çıkacağı kesinleşti, işte o zaman ben de hikâyeyi okuma şerefine nail oldum. Ki okuyunca da kendime yaptığım ön yargılar için çok kızdım. Tabii beklediğim gibi sert ve acımasız sahneler vardı, fakat okurken çoğu yerde ne kadar sinirlensem de kitabın gidişatına göre yerinde ve dozunda buldum hepsini. İlk an değil tabii ki de
İlk okuduğum an sinir küpü olup, "Bunu yapmadı! Yapmış olamaz! Lanet herif. P*ç. vs"  daha bir ton hakaret ve söylemlerden sonra sahneyi tekrar okuduğumda aslında yerinde olduğuna karar verip, daha da büyük bir merakla sonraki bölümlere doğru ilerledim.  

Ve, her bölümde ayrı bir tat, ayrı bir keyif aldım. Bu yazarda en sevdiğim şey; ne kadar sert bir karakter oluşturursa oluştursun aynı oradan esprili bir dil kullanarak o sert mizacı size sevdirebiliyor. Ki bunun örneklerini Kayran, Rodolfo, Jared, David ve Leon ile çok net ifade edebilirim. Hepsi sert kabuklarının altında âşık birer adam barındırıyorlar.

Şimdi size bu sert karakterlerden El Farris Kayran, nam-ı diğer Karanlıklar Lordu'nun hikâyesini anlatacağım. Kendisi küçükken asil bir Baron oğlu iken, ailesini kaybetmenin acı kaybıyla tüm kıtanın önünde korkuyla titrediği karanlık, öfkeli, acımasız bir lorda dönüşür.

Ve bu kalpsiz, kalbi buzlarla çevrili lordun tüm sınırlarını masum, kimsesiz ve sevgiye aç bir kız yıkar, geçer.
Rafael Leonidas De Fernandez, küçüklüğünden beri kral Armando'nun oğlu ve en yakın arkadaşı olan Prens Rodolfo'nun sağ koludur. Yıllar boyu iki genç birçok şeye beraber göğüs germiş, birçok amansız savaşa beraber katılmışlardır. Ama Rodolfo'nun bir Prens olarak babasının yerini alması gerektiği ve Rafael'in ailesinin katledildiği bir zamanla beraber, iki gencin de yolları farklı şekilde çizilir. Birisi ülkenin Kralı olurken diğeri onun ve masum halkın adeta koruyucu gölgesi olup, zalim krallıkların korkulu rüyası Karanlıklar Lordu'na dönüşür. Ta ki küçük bir kızın Gözlerinin Esir'i olana kadar...


Keira Destina, babası tarafından küçüklüğünden beri hor görülen ve sevgisiz büyümeye mahkûm edilmiş genç bir kız o. Ve sırf babasından küçücük bir sevgi görmek adına ölümü göze alarak, tüm insanların önünde korkuyla titrediği Karanlıklar Lordu'nun çadırına sızdığında hayatını da kendisiyle beraber değiştireceği ilk adımı atar....

Her ikisi de yaralı, her ikisi de yalnız, her ikisi de birbirine muhtaç olan bu iki yüreğin yolları kesiştiği anda Kayran genç kızın Gözlerinin Esiri olurken genç kız da Kayran'ın Küçük Esir'i olur.Ve Ortaçağ'ın amansız savaşları arasında tüm katı kurallara, tüm imkansızlıklara ve kendilerine rağmen birbirlerine âşık olurlar. 

İşte bu da sizi kitaba bağlayan en önemli unsur bana göre. Hikâyenin yalın ve akıcı anlatımıyla beraber eşsiz bir duygu silsilesi içerisinde kitabı okuyorsunuz. Kayran'a hem kızarken hem seviyor hem severken hem nefret ediyorsunuz.

Çok uzun ve konudan spoiler veren detaylı bir yorum girmeyeceğim. Fakat bazı yerlerinde karakterlerden nefret etmiş olmama rağmen kurgu olarak eşsiz bulduğum bir eser bu hikâye. Çünkü gerçekçiliğini iliklerinize kadar hissetmenizi sağlayan bir anlatım barındırıyor içinde.






Şimdi efendim, nihayet uzun zamandır ertelediğim Jennifer Royce ile söyleşi imkanını Historical Hunters turumuzla, yazarın ilk kitabını incelerken gerçekleştirebildim. :D
Kendisini çok iyi tanısam da eksik şeyler halen var. Ve ben de sizin gibi cevaplarla öğreneceğim. Umarım keyif alacağınız bir söyleşi olur. Zira ben çok keyif aldım! Özellikle de "Yakışıklı Dükler Cemiyeti" soruma verdiği cevapla. :)))


Ben: Ben biliyorum ama bilmeyenler için açıklar mısın; Jennifer Royce kimdir, nedir, ne yapar, ne yer, ne içer.. Özetle kendini tanıtır mısın ? :D


JR: Zor bir soru. İnsan nasıl kendini anlatır ki, hele benim gibi hayatından bahsetmeyi sevmeyen biri için çok zor. :P
1969 yılı doğumluyum.1 Nisan'da aileme -gerçekten de- şaka gibi gelmişim.Üniversite ve ilk görev yerim dışında hep Mersin’deydim.Çok istememe rağmen başka bir şehirde yaşamayı nasip olmadı.Sonuçta hep Mersin’de kaldım.
İlk görev yerim Karaman Ermenek.Beş yıl kadar görev aldım.Bu süre zarfında eşimle tanıştım, evlendim ve Mersin’e geri döndüm.Çocuklarım, -onlar benim her şeyim- iki tane. Bir kız, bir erkek.


Ben: Yazmaya ne zaman başladın ? Yazmak senin için bir hobi mi, yoksa bir gaye mi ?

JR: Yazmak uzun süredir yerine getirdiğim bir olgu. Hayatımın parçası gibi. Daha önce, şiirler ,denemeler, çocuk hikâyeleri, ilkokullar için yardımcı kaynak kitabı çıkarma vs. şeyler yaptım. Hep bir şekilde yazmayla iç içeydim.Emekliliğime bir yıldan az bir zaman kala, artık hayatımda yeni bir amacım var; yazmak. Hobi ile başlayan yazma serüvenim hayalden öteye gitmedi.Yalnız lisede edebiyat öğretmenime verilmiş bir sözüm vardı; "Yazmayı asla bırakmayacaksın. Bana söz ver," demişti, ona da buradan verdiğim sözü de tuttuğumu iletmek isterim.



Ben: Bir kurguyu oluştururken nelere dikkat edersin?  Kurguların çok değişik geliyor bana. Bunların oluşum süreçlerini merak ediyorum.

JR: Anlık bir düşünce, bir fikir veya görselden çakan şimşek gibi bir sahne gözümün önünde canlanır önce. Bu kitabımın en can alıcı sahnesidir.Oturur, bu sahneyi yazarım ve bütün kurguyu bu yazdıklarıma dayandırırım.Biliyorum, biraz sıra dışı; şöyle düşünün bir filmin, çok etkilendiğiniz bir sahnesini yakalarsınız, sonra merak edersiniz, o sahneden önce neler olmuş olabilir? Film, nerede başlamıştır, kimler var, neden bu sahnedeki duruma gelmiş olabilirler, bu sahneden sonra olaylar nasıl gelişebilir vs. Bu soruları çoğaltarak ve mantıksal işlemesini sağlayarak, olay örgüsünü önce zihnimde oluştururum.Bu günleri, haftaları veya ayları alan bir süreç olabilir.Bu arada aklıma, takılan kurguda araştırmam gereken bilgilere yoğunlaşırım.Kendimi tamam deyip ikna ettiğimde yazmaya başlarım.


Ben:  Daha çok Tarihi Aşk türünde yazıyorsun. Bir Türk olarak bu türde yazmak zor değil mi ? Nasıl bir araştırma süreci uyguluyorsun ?

JR: Aslında çok zor, fakat bu konuda çok fazla kitap okumak, araştırmayı sevmek ve yeni kurguları hayata geçirmenin heyecanı, zorluğu göz ardı etmeme sebep oluyor.Bir kurgu bitmeden, diğerinin temellerini atmış olurum çoğu zaman. Bazen engelleyemeyip, iki üç kurguyu bir arada götürdüğüm de olur.Araştırma süreci eskisi kadar zor değil artık.Elinin altında kocaman bir sanal dünya var.Yabancı kaynakların çevirilerini ise bana yardımcı olan arkadaşlardan rica ediyorum.Pek çok kaynağın kesinleşmiş, ortak paydası haline gelmiş bilgilerini kullanmaya çalışırım.Tek bir kaynak hiçbir zaman yeterli olmaz.E-kitap olarak yazılmış, konuyla ilgili kitaplar varsa onları indiririm.Yine de, dört dörtlük diye iddia edemem.Mutlaka gözümden kaçan bir nokta olabilir.Bunun için de okurlarımın affına sığınabilirim değil mi? :D

Ben: Tarihi Aşk ülkemizde çok yaygın değil. Haliyle bir Türk'ten bu türü görmek insanı şaşırtıyor. Ama kurguların çok özgün. Buna rağmen merak ediyorum, başka bir tür denemek istediğin oldu mu ?

JR: Başka tür derken günümüz, fantastik, bilimkurgu mu? Olabilir, neden olmasın ki. Bir an gelir, yaratıcı yazımımın bu türde tükendiğini veya yorulduğunu hissedersem kendimi yenilemek adına yazabilirim.Hatta bu şekilde, henüz kağıda dökemediğim ve bir kaçına başladığım kurgularım var.Henüz olgunlaşmadılar ve beklemedeler. :D

Zaten birden geçiş süreci diye bir şey olamaz.Mutlaka enine boyuna düşünülüp tartılmalı ve karalamalarla acemiliğini atmalısın.Yani, benim düşüncem bu. Hep günümüz romansı yazan birinin, "Hadi ben de Historical(Tarihi Aşk) deneyeyim, çok başarılı olabilirim," düşüncesiyle, aniden tür değiştirmesi bana göre çok başarılı sonuçlar vermez.Her şeyden önce, kendini hazırlamalı diye düşünürüm.



Ben: Yazarken zorlandığın zamanlar oluyor mu ? Bunu nasıl aşıyorsun ?

JR: Evet, oluyor. Hüzün ve acıyı yazarken zorlandığıma karar verdim.O bölümleri asla aşamıyorum.Ya kurguyu değiştiriyorum ya da başka bir kurguya başlayarak ara veriyorum.Yeni başladığım kurgu nefes almamı sağlıyor.



Ben: Wattpad'i nasıl keşfettin ve ilk yayınladığını hikayen neydi ?

JR: Wattpad’i tesadüfen keşfettim.Bir araştırma yapıyordum ve sınırsız hikaye cümlesini gördüğüm anda girdim.Sanırım o anda e-kitap sitelerine merak sarmıştım.Ben üye olduğumda, çok az Türk yazar vardı ve ben o sırada İngilizce hikâyeleri okumaya çalışıyordum.Sonra, "Neden ben de denemiyorum ki? Burada yazdıklarımı yayınlayabilirim," diye düşündüm.O aralar Zorba Âşık'a yeni başlamıştım ve  Ömür Boyu Benimsin’in ortalarındaydım.Önce ÖBB’i yayınladım, arkasından da Zorba Âşık'ı. :D



Ben: Wattpad'te hikâye yayınlarken bir gün buralar gelebileceğini düşündün mu hiç ?

JR: Hiç düşünmedim.Benim için fazlasıyla ütopik bir konuydu kitabımın basılması. Wattpad’te yayınlarken, bu türde okumayı sevenlerle, ortak bir noktada buluşup sohbetler etmek ve dostlukları geliştirmekti amacım.Ben, nasıl bu türü okumaktan mutlu oluyorsam, birileri daha vardır mutlaka diye düşünmüştüm.İlk aylarda, bir kişi, iki kişi okuyunca nasıl mutlu olduğumu anlatamam.Her gün bölüm bile eklerdim. :D
Demek istediğim, şu an -hâlâ- bu düşümün gerçekleşmiş olduğuna bile inanamazken, o zaman nasıl kendime yüksek bir sınır çizebilirdim ki?


Ben: Gözlerinin Esareti basılı ilk eserin. Neler hissediyorsun ? Basım süreci nasıldı ? Biraz bahseder misin bize? Özellikle de kapak ! Resmin, ülkemizde görülen en iyi Tarihi Aşk kapağı kapak görseli olduğu tüm okurlarca kanıtlanan bir gerçek. Neden bu resmi seçtin ?

JR: Evet ilk basılı kurgum Gözlerinin Esareti. Şaşkın,inanamaz, mutlu, şüpheli kısacası bütün duyguların gel git halinde üzerime yağmasının şokunu yaşıyorum hâlâ. :D
Basım süreci bir hayli meşakkatli geçti..Fakat çok şükür, şu an elimde tutabiliyorum.Kapak…Bu konuda Mustafa Bey'in(Yayınevimizin sahibi) ilk konuştuğumuzda bana bir sözü vardı ve yerine getirdi.Bunun için kendisine çok teşekkür ediyorum ve kapak konusunda gerçekten iyi olduğunu düşünüyorum.Gözlerinin Esareti piyasadaki en iyi Historical kapağa sâhip oldu diyebilirim.Eminim arkadan gelen yazarlarımızın da kapakları güzel olacaktır, fakat ben kendi kapağımı çok sevdim. :D


Ben: Daha önce Wattpad'te yayımladığın serinin kurgusu nasıl gelişti ? Neden insan kaçakçılığı ? Ve en sevdiğin hikayenin hangisiydi o seride ? Benim seni keşfedip okuma sebebimdir biri. :))

JR: Hahahah :D "Yakışıklı Dükler Cemiyeti" 
Kadın kahramanlarımızın taktığı isimle. Serimizin ismi bu.Aslında bir seriye başlayayım, konusu şu olsun, şunlar bulunsun diyerek düşünmeden başladığım, bir seriye sonradan dönüşen serimiz…. :D
ÖBB(Ömür Boyu Benimsin)'e başladığımda sadece Alex ve Brendan vardı kafamda.Kurguyu bitirip, Kalbimin Efendisi'ne başladığımda ise Leon’un bir grupta olması gerektiğine karar verdim.Evet, David o zaman oluştu fakat daha farklı işlevi olan, kendi içlerinde toplum için çabalayan ve görünüşleriyle bu grubu örtecek bir gizlilikte olmalıydılar.
"Neden yeni kahramanlarla uğraşayım ki, zaten elimde bir önceki kitabımdan kahramanlarım var," diye düşündüm.Okurlarımın da bu düşünce çok hoşuna gidince, böylece bir seriye dönüşmüş oldu.Daha sonra, Yüreğine Sürgün‘den Jared da bu gruba eklendi.Ve hepsinin hikâyesi doğmuş oldu.Bu seride her birini ayrı ayrı seviyorum.Çünkü, onlar benim yazarken inanılmaz zevk aldığım, hepsinin karakteri ve kişiliği farklı, mükemmel erkeklerim.Sevme konusunda ayırt etmem, fakat yazarken zorluk çektiğim hikâyem Kalbimin Efendisi idi.Oradaki tecavüz sahnesi ve sonrasında olayların gidişatı beni çok zorlamıştı.Bu seride neden insan kaçakçılığı sorusu güzel bir soru.En duyarlı olduğum konulardan biridir ve eğer bir mesaj vereceksem hassas olduğum bir konuda olmalı diye düşündüm.Toplumsal sorunları, okumaktan zevk aldığımız bir kurguda işlemek bana mantıklı geldi.



Ben: Peki son sorular, sıkmayalım daha fazla. :)) 
Gözlerinin Esareti'nden sonraki kitabın bir seri mi olacak, yoksa yine bağımsız bir kitapla mı devam edeceksin ?

JR: Sanırım seri olacak.Okurlarımızın Tutkunun Bedeli olarak başladıkları hikâyem bir seriye dönüşmüştü.Hatta onlar Aşka Tutsak’ı bekliyorlardı, ki bu kitap Tutkunun Bedeli’nin ikinci kitabıydı.Dolaysıyla, onu geri çekip sıralamasına göre yayınlasak daha iyi olur diye düşündük.Fahid, Dante ve Sean üçlüsünü ayrı ayrı okumak kısmet olacak inşallah .:D


Ben: Son olarak okurlarına ve takipçilerimize söylemek istediğin bir şey var mi ?

JR:  Son olarak, beni okumaya değer bulup, hep yanımda olan canım dostlarıma, çok ama çok teşekkür ederim.Bu gün Wattpad’de 6700 ve Facebook’da 7000 kişiye ulaşmış beğeni sayımız.Bana göre bu hiç azımsanmayacak bir rakam.Sadece kendim olarak başladığım bu yolda, yanımda yürüyen bu kadar kişiye ne söylenebilir bilmiyorum.Çok ama çok minnettar olduğumu ve onlar okudukça, Allah bana sağlık verdikçe yazacağımı söylemek isterim.Umarım benden vazgeçmezler ve hep benimle olurlar.Kitap sevgisi pek çok kırılmaz dostluğun başlangıcı oldu ve inşallah bir kitap çevresinde oluşan ailemiz katlanarak artar.


Ben: Son olarak, -bu sefer gerçekten son!- çok keyifli bir söyleşiydi. Katılma inceliği gösterdiğin için teşekkür ederim Jennifer Royce! 
İlk adımı Gözlerinin Esareti ile attığın bu yolculukta, başarılı bir şekilde devam etmeni temenni ederim.

JR: Ben teşekkür ederim bana bu güzel söyleşi imkanını verdiğiniz için.







Ruh Öküzüm| Lauren Morrill [Kitap Yorumu]

18 Oca 2015

Özgün Adı: Meant to Be
Edisyonu: Ruh Öküzüm
Yazar: Lauren Morrill
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Türü: Romantik Komedi, Genç Yetişkin

Yere dökülmüş fındıklı kahve birikintisine düşüp sırılsıklam olmak ve -inanmazsınız ama!- yanlış adama sırılsıklam âşık olmak tamamen farklı mevzulardır. Lisesinin en başarılı öğrencilerinden Julia biraz sakardır ama kurallara uymak ve her şeye hazırlıklı olmak konusunda ondan iyisi yoktur. Zaten bu yüzden çantasında bir kalemtıraş ve cebinde de Shakespeare'in -doğal olarak- cep kitabı vardır. Çocukluk aşkı Mark Bixford'ı da aynı nedenle Rİ'si (Ruh İkizi) seçmiştir.
Ancak bu sömestir tatilinde Londra'ya düzenlenen okul gezisinde ezelî düşmanı, sınıfın soytarısı Jason'la eşleştirildiğinde Julia'nın kuralları çorbaya dönecektir. Katıldıkları çılgın bir partiden sonra Julia bilinmeyen bir numaradan romantik mesajlar almaya başlar! Jason, birkaç kuralı yıkmayı kabul ederse ona gizemli talibinin kimliğini öğrenmesinde yardımcı olacağına dair söz verir. Londra'nın tarih ve kültür dolu sokaklarında beyhude (edebiyat sınavında çıkarsa, anlamı: yararsız; boşuna) bir arayışa giriştiklerinde Julia attığı her adımda çok büyük bir sürprize yaklaşacaktır: Gerçek aşka.



"Ruh ikizini bulmak ya da bulmamak… İşte bütün mesele bu!"



Evet, bu senenin çiklit açılışını da yaptım, nihayet. Ruh Öküzüm, ilk çıktığı andan beri ismiyle ilgimi çeken kitaplardan birisiydi ve ilgimi çektiği kadar da varmış. Okuduğum her sayfanın hakkını verdiğini düşünüyorum bu kitabın. Öyle çok ahım şahım bir konusu yok ama eğlenceli bir dili, farklı bir bakış açısı ve güzel bir anlatımı var. Bu da okurken sizi sıkmadığı gibi, kitaba kapılıp gitmenizi sağlıyor.

Okurken yer yer eğlendiğim kadar yer yer de kitabın sonu için fikirler üreterek olayın nereye bağlanacağını düşündüm durdum. Okurken hem düşündürüyor hem de eğlendiriyor bu kitap sizi. Keyifli vakit geçirmek için birebir bence. Kısa, çerezlik ve eğlenceli. Genç yetişkin kategorisinde hoşuma giden yegâne kitaplardan birisi oldu Ruh Öküzüm. Konular o kadar sıradanlaştı ki, böyle farklı bir bakış açısı gerekiyor kitaplara. Aslında bilindik, ama bir o kadar da farklı. Kesinlikle denemenizi öneririm. :)

Kitabımıza gelirsem bu güzel kitabı neden bu kadar önerdiğimi de konusundan bahsettiğimde  anlayacaksınız. Kitap gerçekten ilgi çekici çünkü.

Kitap, Ruh İkizi(Rİ) kavramına inanan Julia'nın bir haftalık okul gezisinde, aslında Rİ'nin değil de gerçekten seni her halinle seven birinin önemli olduğunu öğrendiği bir konuyu ele alıyor.

Julia, okulun, -ve hatta sınıfın- en başarılı öğrencilerinden, tabir-i caiz ise tam bir inek(nerd) ! Öyle ki bir gezi için tamı tamına 4 gezi rehberi getirip hepsini birden post it kullanarak ayarlayan, öncelikleri notları olan, baktığı her şeyden bir not çıkarmaya çalışan bir kız kendisi. Ve, böylesine bir kız, grup çalışmasında sınıfın en tembel, kendini beğenmiş, avare, vurdum duymaz öğrencilerinden Jason ile eşleştirildiğinde siz düşünün artık olayları...

Jason ve Julia İngiltere gezisi boyunca -yani bir hafta- tüm projelerde ortak çalışmak zorunda kalırlar ve Julia bu durumdan hiç de memnun olmaz.Çünkü Jason sınıfın hem hovardası hem de tembel! Julia için söylediğini bir seferde anlayacak insanlar daha önemli. :p Neyse, kızımız bir nevi haklı da çıkıyor aslında zira daha otele adım attıkları an Jason'ın laneti ona da bulaşıyor ve kızımız hiç yapmadığı bir şeyi yapıp, Jason ile partiye kaçıyor! Hem de ne parti..

Julia bir gecelik de olsa farklı bir Julia yaratıyor kendisinden. Öyle bir dağıtıyor ki, hiç tanımadığı insanlara numarasını vermeye kadar gidiyor bu iş. Hal böyle olunca da ertesi sabah telefonuna hiç tanımadığı ama romantik mi romantik birisinden mesajlar almaya başlıyor tabii. Bir de bu mesajları yazan kişiden etkilenince koca Londra'da Jason'ın yardımı ile bu hayali sevgiliyi bulmaya çalışıyorlar. Çünkü Julia bu kişinin Rİ'si olduğuna inanıyor. :D

Fakat Jason ile atıldıkları bu anlaşmalı macera hiç beklemediği şekilde ilerlemeye başlıyor. Çünkü Julia her an, her dakika Jason hakkında yeni şeyler öğrenip, aslında onun düşündüğü kadar boş bir insan olmadığını fark ediyor. Hatta bu fark edişler bir süre içinde kıskançlığa, meraka ve aşka dönüşmeye başlayınca kitap daha da tatlı bir hal alıyor.


"...âşık olduğumda, bunun kaderle ya da 'ruh ikizi'yle alakası olacağını düşünmüyorum."
                                                                                                          -Jason


Aslında kitabın bunun yanında güzel bir de sürprizi var. Julia, Jason'a yavaş yavaş âşık olurken bir yandan da kendisine romantik mesajlar atan Chris'ten hoşlanmıyor değil. Fakat kitabın sonuna doğru öylesine güzel bir kurgu geliştirmiş ki yazar, Chris ve Julia bir araya geldiklerinde Jason'ı bir kez daha takdir etmeden geçmeyeceksiniz. :))

Kısacası Ruh İkizi kavramına inanan bir kızın basit ama güzel bir arkadaşlıkla aşkın nasıl da küçük ayrıntılarda gizli olduğunu keşfettiği bir kitap bu. Severek okudum. Tavsiye ederim, deneyin. :)






Elfabe | Mehmet Ali Bulut [Kitap İncelemesi]

7 Oca 2015

Adı: Elfabe
Yazar: Mehmet Ali Bulut
Yayınevi: Hayat Yayınları
Türü: Karakter Analizi, İlginç Bilgiler

El ve parmak yapılarımız ile yüz hatlarımız davranışlarımızı belirleyen genetik kodlar içerir. Bu genetik kodlama; kişinin iç hâllerinden, yeteneklerinden, hastalıklarından, başarılı ya da başarısız olabileceği girişimlerinden haberler verdiği gibi düşünce süreçlerini de belirler. Parmakların uzunluğu ya da kısalığı, avuç içindeki çizgiler, yükseltiler ve çukurlar hep bir şeylere işarettir. Mesela, bir meslekte çok başarılı olmuş insanların ellerinde belirgin ortak özellikler vardır. İnsan yüzünün sol kısmı o insanın gerçek kişiliğini yansıtır. Buna karşın sağ tarafı ise saklamaya çalıştığı diğer yüzünü gösterir. 

Her insan;
-Kendi hayat yürüyüşünün nasıl olacağını,
-Hastalık ve sağlık durumu ile ilgili gelişmeleri,
-Evlilik hayatını ve sürecini,
-İnsan ilişkilerindeki potansiyelinin ne olduğunu merak eder. 

El ve yüz çizgilerinden, tavır ve davranışlarından insanların kabiliyet ve kapasitelerini okuma sanatı olan ELFABE, insanın yüzündeki, avucundaki, cildindeki birtakım işaretlerden hareket ederek, hayatını doğru yönlendirmesi için ona yardımcı olmak amacıyla yazılmış bir kitap... Genetik potansiyelini keşfetmek isteyenlere kaynak niteliğinde bir eser...




Kitap arkadaşım, okuma kardeşim Melis (Kördüğüm Hayaller Blogu)'in bu sene farklı tatlar deneyelim baskıları sebebiyle, hiç okumadığım bir türde kitap olan Elfabe'yi beraber okumak için bir karar  aldık.Birlikte hem okuduk, hem inceledik, hem de çok farklı şeyler öğrendik! Daha da ilginci, bütün bunları bir gecede yaptık! 

Kitabı okuma kararı aldığımızdan beri, kitap bir köşede duruyordu; yıl sonu-yıl başı işleri derken, bir türlü elim okumaya gitmediği için Melis de beni beklemekten sıkılıp okumaya karar verince, daha fazla ertelememek adına, ben de ona eşlik edeyim dedim.Ve bu gece kitabı elimize almamızla bütün bir gecemiz, kitaptaki anlatılanları okuyup elimizi, yüzümüzü yeniden keşfedercesine bir macera yaşamamızla geçti.

Açıkçası, böyle değişik bir kitap beklemiyordum.Kitap beni şaşırttı. Ben, karakter analizi ve el çizgileri denilen o mantığa hiçbir zaman inan bir insan olmamıştım. Bu yüzden de kitabı okurken çok etkilenmeyi beklemiyordum. Bilakis, öylesine okur geçerim düşüncelerindeydim. 
Amma velâkin, kitap ters etki yarattı. Sayfaları çevirdikçe, kendi ellerimi inceler, çizgilerin anlamlarını araştırır oldum. Çünkü Elfabe basit bir fal kitabı değildi. En azından benim düşündüğüm şekilde! Daha çok size elinizin bile bilmediğiniz bir dili olduğunu açıklayan bir kitaptı.

Hiç elinizdeki kesik bir çizginin, hayatınızda bir sekme yaratabileceğini düşündünüz mü daha önce? Ben inanmıyordum böyle şeylere. Fakat Mehmet Ali Bulut, Elfabe'nin yazarı öyle bir kitap derlemiş ki, inanmayı bırakın kendi elinizi, yüzünüzü, parmaklarınızı, her bir yanınızı inceleyerek kitabı okuyorsunuz. 

Yani hayatınızda kaç kere elinize dönüp de hayat çizgilerim nasıl duruyor diye bakmışsınızdır ki? Bu tür bir şey, özel bir ilgi, alaka istiyor bence. Benim için tesadüfî bir şansla okuduğum bu kitap, kendi elim ve yüzüme bakış açımı çok fazla değiştirdi. Bütün bir gecemi elimdeki çizgileri, parmaklarımın uzunluğunu, Şahadet(işaret) parmağımın yüzük parmağımla denkliğini, ona olan meyilliliğini okudum durdum. Ki her satırda da dönüp dönüp -istem dışı bir şekilde- kendi parmaklarıma baktım sürekli.

Kendi kişiliğimi ve karakterimi parmaklarımın şekillerine göre yorumlayacağım hiç aklıma gelmezdi, fakat parmaklarımın kalınlığı, uzunluğu, kısalığı, tombikliği,   kısacası her şeyi benim kişiliğimden birer parça taşıyorlarmış, bunu bu kitapla öğrendim. 

Yazar, hatta bir yerinde ellerimizi yumurta ikizlerine benzeten bir betimleme kullanarak, aslında ne kadar benzeseler de, her ikisinin de kendine has bir farklılığı olduğunu anlatmıştı.Aynı dediği gibi, ellerimiz de çok farklılar. Âdeta iki farlı kutup gibi.

"Nasıl ki 'yumurta ikizi' denilen ve tıpatıp birbirine benzeyen ikizlerin simaları bile dikkatle incelendiğinde farklılıklar arz eder; aynı onun gibi insanların elleri de birbirinden farklıdır."

Kitap çok derinlemesine bir bilgi kaynağının birleşiminden oluşmuş.Bu çok bariz. Her sayfada değişik bir şey öğreniyorsunuz okurken... Ve, her seferinde de aynı merakla bir sonraki sayfayı keşfetmeye geçiyorsunuz.


"El, başlı başına bir kitaptır. İçindeki bombelikler(dağlar), tepeler, çizgiler, renkler, tırnaklar, parmaklar, parmak uçlarının biçimi, aynı tip veya karma tipler oluşu.. "


Kendi elinizi bir kitap gibi düşündüğünüz kaç an olmuştur şu hayatta? Benim hiç olmadı açıkçası. Daha başında da söylediğim gibi, inanmam da böyle şeylere. Fakat Elfabe'yi okudukça, gerçekten de elimin bir kitap olduğunu düşünmeye başladım. Her çizgide bir anlam arıyor, sürekli farklı bir gözle bakıyorum ellerime. Bu da kitabın bana kazandırdığı en önemli şey de bu.Ellerim ve yüzüm için sadece bir organ diyemeyeceğim kadar şey okudum burada. Dahası bir el çizgisinin ne kadar farklı bir kişiliği temsil ettiğini bile gördüm.Farklı bir kitap oldu benim için. Hele ki seneye böyle başlamak daha da farklı oldu. Yeni yeni türler denemek gerekiyormuş. :))


 
FREE BLOGGER TEMPLATE BY DESIGNER BLOGS